Nevzat Kızılban
Kendine güvenmenin asaleti: Neden önce ben?
İnsanlık tarihi boyunca sorulmuş en kadim, cevabı bulunması en meşakkatli sorulardan biridir: "Şu hayatta en çok kime güvenirsiniz?" Toplumun büyük bir kesimi bu soruyla karşılaştığında gözlerini dış dünyaya çevirir, sığınacak başka bir liman arar. Kimi kitleleri peşinden sürükleyen bir siyasi liderin adını fısıldar, kimi duygularına tercüman olan bir sanatçının ismiyle yanıtlar bu hayati soruyu.
Bazıları ise toplumun vitrininde duran, popülerliğiyle göz kamaştıran ünlü simalara bağlar tüm umudunu. Oysa güveni bir başkasının omuzlarına yüklemek, temelsiz bir binanın çatısı altında fırtınanın dinmesini beklemektir.
Nevzat Kızılban ise bu basma kalıp tercihlerden ve toplumun ezberletilmiş kalıplarından tamamen sıyrılarak ezber bozan bir gerçeği haykırıyor: Güvenin merkez üssü, insanın kendi özüdür.
Öyle sarsılmaz bir özgüvenden söz ediyoruz ki dünyadaki hiçbir siyasi figürün makamı, hiçbir sanatçının ışıltılı şöhreti ya da ekranların en popüler yüzlerinin karizması bu duruşun karşısında tutunamaz; bu inancın derinliği altında ezilmeye mahkûmdur.
Çünkü beşer olmanın kaçınılmaz ve şaşmaz bir kuralı vardır: Her insanın, ne kadar güçlü, yetkin veya kusursuz görünürse görünsün, mutlaka insani bir zaafı bulunur. Bir başkasına koşulsuz teslim edilen güven, o kişinin gizli veya açık zaaflarından birine denk geldiği ilk virajda kaçınılmaz olarak kırılır. Yanılmak, yarım bırakılmak ve yarı yolda kalmak ise güvenenin boynunu büker; insanı derin bir mahcubiyet ve telafisi güç bir hayal kırıklığıyla baş başa bırakır.
Buna karşın, insanın pusulasını dışarıdaki sahte ışıltılara değil, kendi vicdanına ve aklına çevirmesi yeryüzündeki tek gerçek sığınaktır. Kişi her şeyden önce ve en çok kendisine güveniyorsa, bu durum kuru bir kibir ya da altı boş bir özgüven gösterisi değildir; aksine insanın kendi varlığıyla barışma sanatıdır. Kendisiyle barışık olan insan; eksiklerini cesaretle görür, sınırlarını bilgelikle tanır ve adım atarken bir başkasının onayına, takdirine ihtiyaç duymaz.
Kendi iç dünyasında barışı ve dengeyi sağlamış bir birey, dış dünyanın geçici yanılsamalarına kanmaz ve bu hayat sahnesinde en az hatayı yapan kişidir. Kendi kararlarının sorumluluğunu üstlenen, doğrusuyla ve yanlışıyla kendi arkasında durabilen bir ruhu hiçbir dış etken kolay kolay sarsamaz.
Nevzat Kızılban işte tam da bu duruşun ve felsefenin temsilcisidir.
Dış dünyanın sahte kahramanlarına, geçici figürlerine veya pamuk ipliğine bağlı makamlarına yaslanmak yerine; gücünü kendi köklerinden alan, kendi doğrularıyla yürüyen sarsılmaz bir iradenin aynasıdır. Başkalarının zaaflarına kurban gitmektense, kendi özüne güvenerek barışçıl, mütevazı ama bir o kadar da dik bir duruş sergilemek, modern dünyanın karmaşasında verilebilecek en bilgece karardır.
Hayat maratonunda sırtınızı dayayacağınız duvarların bir gün aniden yıkılmasını istemiyorsanız, aynaya bakıp gördüğünüz kişiye inanmaktan başka daha sağlam bir yol yoktur. Çünkü ancak önce kendisine güvenenler bu hayatı bir başkasının gölgesinde kalmadan, mahcup olmadan ve başı dik bir gururla yaşayabilirler.