Nevzat Kızılban
Liderlerden bağımsız bir gelecek
Tarih sahnesi; kitleleri peşinden sürükleyen karizmatik liderler, hikmet atfedilen şeyhler ve toplumlara kurtarıcı olarak sunulan simalarla doludur. Büyüleyici söylemler ve kişisel karizmayla inşa edilen bu figürler, kitleler için ilk etapta güvenli bir liman gibi görünebilir.
Ancak insan doğasının değişmez bir hakikati vardır: Birey insandır; dolayısıyla eksiktir, yanılabilir, hastalanır ve en nihayetinde fânidir. Bütün bir milletin kaderini, tek bir kişinin kabiliyetine, ömrüne ya da vizyonuna ihale etmek, fırtınalı ve hırçın bir denizin ortasında tek bir küreğe tutunmaktan farksızdır. İnsan fâniliğine bağlanan umutlar, o kişilerin zaafları ve kaçınılmaz yok oluşlarıyla çökmeye, yerini ise telafisi güç toplumsal yıkımlara bırakmaya mahkûmdur.
Bu yalın ve çıplak gerçeği her toplumun idrak etmesi şüphesiz hayati bir önem taşır. Ancak yüz yıldır süregelen acı tecrübelerle, derin trajedilerle ve kesintisiz hüsranlarla yüzleşen Kürd milleti için bu hakikati katıksız bir berraklıkla kavramak artık bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluktur. Kendi niteliksel eksikliklerini, eğitimsizliğini ve cehaletini bir lidere, bir şeyhe ya da münferit bir şahsiyete sığınarak telafi etmeye çalışmak, sosyolojik bir illüzyondan ibarettir.
Şahısların gölgesinde sığınak aramak, toplumsal aklı felç eder; milleti kendi kaderinin etkin bir öznesi yapmak yerine, kendi geleceğini edilgen bir seyirci gibi izlemeye mahkûm eder. Geçmişin muhasebesi dürüstçe yapıldığında görülecektir ki, fani bedenlere bel bağlayan tüm yapılar, o bedenlerin son bulmasıyla birlikte tarih sahnesinden silinmiş ya da yıkıcı bir bocalama devrine sürüklenmiştir.
Artık tarihin tekerrür eden acı tecrübelerinden sarsıcı dersler çıkarma vakti gelmiştir. Sığınaklarımızı etten ve kemikten müteşekkil fânilerin şahsında değil; zamana ve mekâna direnen sarsılmaz ilkeler zemininde kurmak zorundayız. Yapılması gereken yol haritası nettir: Kişilere değil; bilgiye, bilime, kurumsal akla ve evrensel insani değerlere dayanmaktır. Liderler ve şahsiyetler gelir geçer; fakat üretilen nitelikli bilgi, inşa edilen kurumsal yapılar ve benimsenen köklü ilkeler nesiller boyu ayakta kalır, topluma rehberlik etmeyi sürdürür.
Bir toplumun gerçek ve kalıcı kurtuluşu, kitlelerin edilgen bir şekilde bir kurtarıcı beklemesinde değil; her bir bireyin bilginin gücüyle donanmasında, liyakati esas almasında ve ortak değerler etrafında kenetlenmesinde yatar. Kişisel kutsamaları, körü körüne biat anlayışını ve figür odaklı siyaset tarzını bir kenara bırakıp aklın, bilimin ve kolektif bilincin rehberliğini seçtiğimiz gün; yüz yıllık hüsran ve trajedi döngüsü kırılacak, geleceğin tarihi aydınlık bir iradeyle yeniden yazılacaktır.