Çanak çömlek patladı: Lagaş'ın sırrı ve kil tabletlerinin hafızası

Bugün dillerimize pelesenk olan "çanak çömlek patladı" deyimi, genellikle gizli bir oyunun bozulması, bir yalanın gün yüzüne çıkması anında dökülür dudaklarımızdan. Peki, gelin sizi milattan önce üç binli yıllara, medeniyetin beşiği Sümer'e, Lagaş kentinin dar sokaklarına götüreyim. Çünkü gerçeklerin, üzerine örtülen her türlü balçıktan daha ağır olduğunu ilk orada öğrendik.

Kurnaz En-Kur ve çamurdan kalesi...

Lagaş'ın ambarlarından sorumlu olan En-Kur, zekasını halkın iyiliği yerine kendi küpünü doldurmaya adamış bir adamdı.

Tapınak adına toplanan buğdayın bir kısmını çalıyor, yerini kumla dolduruyor ve bu açığı kapatmak için her geçen gün daha karmaşık yalanlar uyduruyordu.

En-Kur'un bir korkusu vardı:Yazı. O dönemde yeni yeni yaygınlaşan çivi yazısı, onun kurnazlığını tehdit ediyordu. Hesaplar tablete döküldükçe, En-Kur'un kurduğu tuzaklar da derinleşti. Kendisini denetlemeye gelen genç katipleri rüşvetle susturdu, dürüst olanları "Tanrı Enil seni rüyanda cezalandıracak" diyerek korkuttu. Hatta ambarın bekçisini, olmayan bir hikaye ile zindana attıracak kadar ileri gitti.

Ah, o büyük ziyafet...

Bir gün Kral, büyük bir hasat şöleni düzenlenmesini emretti. En-Kur paniklemişti; çünkü ambarlardaki büyük küplerin(pithos) içi buğday değil, kurumuş çamur ve saman doluydu.

En-Kur son kozunu oynadı: "Bu yılki mahsul o kadar bereketli ki, onları korumak için küplerin ağzını en sert ziftle mühürledim,"dedi. Şölen günü geldiğinde, tüm soyluların gözü önünde ilk küpün açılması gerekiyordu. En-Kur, gece gizlice küplerin altına ateş verip onları çatlatmayı, suçu da "kötü ruhlara" atmayı planlamıştı. Böylece kimse içindeki kum yığınını görmeden her şey paramparça olacaktı.

E, hazin son, çatırdı başlıyor...

Ateşi yaktı, bekledi. Ancak hesaplamadığı bir şey vardı: Mezopotamya'nın sıcağı ve küplerin içindeki nemli kumun genişlemesi.

Kral tam kadehini kaldırmışken, kulakları sağır eden bir "GÜM!" sesi duyuldu. En-Kur'un büyük bir ustalıkla sakladığı o devasa çanaklar, birbiri ardına patlamaya başladı. Ama beklediği gibi unufak olup gerçeği gizlemediler; tam aksine, ortadan ikiye yarılarak içlerindeki değersiz kumu ve çakıl taşlarını meydanın ortasına kustular.

Meydanda derin bir sessizlik oldu. En-Kur, patlayan çanakların arasında, kendi ördüğü yalanların enkazında kalmıştı.Kaçmaya yeltendi ama ayağı, bir an önce gizlemeye çalıştığı o sahte buğday buğday yığınına takıldı. Kral'ın muhafızları onu yakaladığında, En-Kur hâlâ "Bu bir mucize, Tanrılar kumu altına çevirecekti!"diye sayıklıyordu.

En-Kur'un sonu, bizzat mühürlediği o ağır kil tabletlerinin altına gömülmek oldu. Bugün biz "çanak çömlek patladı" derken sadece bir oyunun bittiğini söylemiyoruz; aslında şunu fısıldıyoruz:

Gerçek, Sümer'in o meşhur küpleri gibidir; içine neyi doldurursanız doldurun, bir gün mutlaka o sesi duyarsınız. Ve o ses duyulduğunda, ne kurulan tuzaklar ne de dökülen diller sizi kurtarabilir.

Annesi Rabia, Seda'yı uyandırdığı zaman, O, bu kıssadan hissenin verdiği huzurla yüreğinin serinlediğini hissetmişti.

Mübarek Ramazan Ayı'nın hayrını dilerim, sevgi ile kalın.

Bu yazı toplam 35 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Leyla Sapmaz Arşivi

Sessiz zindanların yankısı

26 Şubat 2026 Perşembe 13:38

Keserin sesi ve ormanın hafızası

18 Şubat 2026 Çarşamba 15:02

Maskenin altındaki odunlar

10 Şubat 2026 Salı 10:16