Leyla Sapmaz
Vicdanın Sınavı: Gazze ve "Sessizliğin" Ağırlığı
Bugün dünya coğrafyasında bir yer, sadece haritadaki sınırlarıyla değil, insanlığın ortak vicdanında açtığı derin yarayla konuşuluyor. Gazze, artık sadece siyasi bir mesele veya stratejik bir çatışma alanı değil; modern dünyanın, üzerine titrediği "evrensel değerlerin" ne kadar gerçek olduğunu ölçen dev bir laboratuvara dönüştü.
Akademik literatürün soğukkanlı terimleriyle "insan hakları ihlali" dediğimiz şey, aslında sokaktaki insanın, çocuğun ve yaşlının en temel hakkı olan "yaşama tutunma" çabasının elinden alınmasıdır. Tarih bize gösteriyor ki; güç ve teknoloji ne kadar ileri giderse gitsin, hakikati bükmek için kullanılan "mağduriyet anlatıları" aslında yeni değil. Geçmişin kadim toplumlarından bugünün dijital dünyasına kadar, gücü elinde bulunduranların kendi eylemlerini meşrulaştırma çabası hep benzer yöntemlerle karşımıza çıkıyor.
Sessiz Kalmak Bir Tercih midir?
Uluslararası ilişkilerde sıklıkla rastladığımız o "pasif-agresif" tutum, yani bir yandan üzüntü beyan edip diğer yandan somut adım atmaktan kaçınma hali, aslında ahlaki bir boşluk yaratıyor. Bu sessizlik, sadece bir eylemsizlik değil, aynı zamanda devam eden sürece verilen zımni bir onaydır. Oysa Anadolu’nun o meşhur irfanı bize ne der? "El elden, hak haktan üstündür." Bu söz, geçici güç odaklarının değil, sarsılmaz olan "doğrunun" ve "adaletin" eninde sonunda galip geleceğini fısıldar.
İyiliğin Diplomasisi
Böyle bir atmosferde, siyasi hesapların ötesine geçip safi "insani bir duruş" sergileyebilmek büyük bir cesaret işidir. Bugün Türkiye ve İspanya gibi ülkelerin sergilediği tutum, tam olarak bu vicdani duruşun diplomatik yansımasıdır. Bir taraf insani yardım koridorları için çırpınırken, diğer tarafın Avrupa’nın ortasında yükselen bir adalet sesi olması; meselenin sadece bölgesel değil, küresel bir vicdan sınavı olduğunu kanıtlıyor.
Sonuç Yerine
Zulmün her türlüsü, eninde sonunda kendi kılıfına sığmaz hale gelir. Tarih kitapları bugünleri yazdığında, kimin ne kadar askeri güce sahip olduğunu değil, kimin insanlık onurunun yanında durduğunu not düşecek. Gazze’de yaşananlar bir siyasi tercih değil, bir insanlık testidir. Ve bu testten geçmenin tek yolu, "üstünlerin hukukuna" değil, "hukukun üstünlüğüne" ve sarsılmaz bir vicdana yaslanmaktır.
Çünkü adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, önce insanların vicdanında tecelli eder.