Nevzat Kızılban
Sivil demokratik tepkinin gücü ve provokasyon kıskacındaki hakikat
Toplumsal hareketlerin tarihi, hak arayışları ile bu arayışları manipüle etmek isteyen karanlık odakların mücadelesiyle doludur. Bir halkın, kendisine, değerlerine veya kimliğine yönelik haksızlık ve hakaretlere karşı geliştirdiği refleks, o halkın politik olgunluğunun ve sivil bilincinin en somut göstergesidir. Son dönemde Rahmi Koç’un Kürd kadınlarına ve onların şahsında tüm bir halka yönelik yaralayıcı ifadelerine karşı yükselen ses, işte bu olgunluğun en güncel ve en meşru örneğidir.
Kürd halkı, maruz kaldığı bu haksızlığa karşı tüm iletişim kanallarını kullanarak, hukuki ve demokratik zeminlerde çığ gibi büyüyen sivil bir reaksiyon ortaya koymuştur. Ancak ne var ki, bu meşru ve barışçıl dalganın toplumsal bir kazanıma dönüşmesinden rahatsız olan çevreler, yine bildik ve eski bir senaryoyu devreye sokmakta gecikmemiştir.
Şiddetin Gölgesi: İstanbul ve Antalya’daki Saldırılar Ne Anlama Geliyor?
İstanbul ve Antalya’da bulunan iki Otokoç merkezine yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırılar, alelade birer asayiş olayı ya da kontrolsüz bir öfkenin patlaması olarak okunamaz. Aksine bu eylemler, Kürd halkının ortaya koyduğu muhteşem sivil demokratik milli hareketi sabote etmek, kriminalize etmek ve haklıyken haksız duruma düşürmek amacıyla planlanmış açık birer provokasyondur.
Bu saldırıların arkasındaki temel strateji oldukça nettir:
Meşruiyeti Gölgelemek: Barışçıl ve hukuki zeminde yürüyen sivil tepkiyi "şiddet" sarmalına çekerek kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmak.
Algıyı Değiştirmek: Mağdur olan ve hakarete uğrayan tarafın haklılığını unutturup, hedef tahtasına yine Kürdlerin sivil dinamiklerini oturtmak.
Toplumsal Refleksi Engellemek: Şiddet sarmalı üzerinden korku iklimi yaratarak, sivil katılımın ve demokratik tepkinin önünü kesmek.
Geçmişin Acı Tecrübeleri ve Provokasyon Siyaseti
Tarih, ders almayanlar için tekerrürden ibarettir. Kürd halkı, geçmişte bu tür kirli planların ve provokasyonların toplumsal dokuya ne denli büyük zararlar verdiğini acı tecrübelerle deneyimlemiştir.
1975’lerden itibaren bölgede sivil, entelektüel ve demokratik bir bilincin gelişmesini engellemek adına devreye sokulan yapay şiddet dalgaları, hak arayışlarını militarize ederek asıl rotasından sapıtmıştır. Apocu Hareket gibi yapıların, bu tür provokasyonlar ve kirli senaryolar üzerinden nasıl büyütüldüğü ve nihayetinde 27 Şubat 2025’teki "Açık İhanet" projesiyle gerçek yüzünü nasıl ifşa ettiği, hafızalarda tazeliğini korumaktadır.
Tarihsel süreç göstermiştir ki; silaha, şiddete ve karanlık eylemlere alan açan her provokasyon, en büyük felaketleri yine hak arayan kitlelerin üzerine yıkmıştır. Dün olduğu gibi bugün de bu tür tuzakların amacı, Kürd halkının sivil, rasyonel ve modern dünyayla entegre siyaset üretme yeteneğini elinden almaktır.
Sonuç: Sağduyu ve Sivil Direncin Kararlılığı
Bugün yapılması gereken ilk ve en hayati hamle; kökeni, amacı ve faili ne olursa olsun bu provokasyonlara karşı en sert ve net tavrı koymaktır. Kürd halkı ve onun aydın, sağduyulu dinamikleri, haklı tepkilerini şiddetin karanlığına teslim etmeyecek kadar köklü bir siyasi hafızaya sahiptir.
Hakaretlere, haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı verilecek en güçlü cevap; silahların gölgesinde değil, hukukun, demokrasinin, entelektüel üretimin ve örgütlü sivil toplumun aydınlığında yürümektir. Provokasyon odaklarının senaryolarını yırtıp atmak, ancak ve ancak şiddeti kesin bir dille reddederek meşru sivil demokratik çizgide ısrar etmekle mümkündür.
Kürd halkının haklı ve haysiyetli duruşu, karanlık odakların oyunlarına kurban edilemeyecek kadar değerlidir. Hevgırtına Colemêrgiyan NK