Esra Özatak
Kaosun ortasından yarının çocuklarına mektup
Sevgili gelecek, sana pişmanlığın belgesini bırakıyoruz.
Bugün sana insanlığın ortak sesiyle yazıyoruz.
Bugünün insanı olarak sana kusursuz bir dünya bırakamıyoruz. Seni henüz görmedik ama bugün çıkardığımız gürültü bize “yarınlara” çok da iyi şeyler bırakmadığımızın kanıtıdır. Öyle bir çağdan geçtik ki; tüketmeyi üretmeye, betonları gökyüzünün maviliğine, değerlerimizi anlık heveslere, barışı ise keşmekeşe tercih ettik…
Dünün yükleri sırtımızda, yarına koşuyoruz. Geçmişin izleri bir gölge gibi bizleri takip etmekte.
Göz yumduğumuz savaşlar gökyüzümüzü kararttı. Hoyratça kirlettiğimiz ve tükettiğimiz doğayı çorak bıraktık. Bugünün dünyasını dinmeyen silah sesleriyle, derinleşen adaletsizliklerle yitirdik. Teknoloji ve bilimdeki ilerleyişimiz vicdani gelişimimizin çok önüne geçti. İnsanoğlunun yararına kullanılabilecek icatlar; daha etkili silahlar ve daha kitlesel yıkımlar üretmek için kullanıldı.
Bizler; fırtınanın ortasında kalmış ve ayakta kalma mücadelesi veren, gökyüzünün sadece kuşlara değil kanatları çelik ölüm makinelerine ev sahipliği yaptığı, toprağın tohum yerine gözyaşı ile sulandığı, hırslarımız için çocukların gülüşlerinin susturulduğu, evlerin enkaz yığınına çevrildiği; kökenlerimizin, inançlarımızın, düşünce ayrılıklarımızın bir savaş sebebi sayıldığı karanlık bir çağda yaşıyoruz.
Geleceğe bıraktığımız miras; bugünün hatalarının, yarının yol göstericisi olmasıdır. Bugün koruyamadığımız her şeyin, sizin imtihanınız olacağını biliyoruz. Devrettiğimiz bu yorgun dünyaya sizler daha şefkatli ve daha adaletli bir şekilde sahip çıkınız. Bastığımız toprak, soluduğumuz hava, kurduğumuz hayaller size emanet. Size bıraktığımız en büyük borç, birbirimize karşı ördüğümüz nefret duvarlarını yıkmak ve yerine “birlikte” inşa edeceğiniz köprüler kurmaktır.
Dünyayı, altüst olduğu döngüden bireysel değil “birlikte” kurtarabileceğinizi unutmayın. Yarının bugünden daha adil bir yer olabileceği düşüncesi, sadece bir hayal değil bizim en büyük umudumuzdur.
Gerçek barış ise bir yabancının acısında kendi yaramızı gördüğümüzde, sadece silahların sesinin susması ile değil adaletle doyan karınlar ve korkusuzca hayaller kurulabildiğinde sağlanmış olacaktır.
“Sınırlar” haritalardan çok kalplerde çizilmeli. Adalet güçlülerin masasında bir meze olarak kalmamalı. Haklının güçlü olduğu bir dünya kurmak bize ne kadar uzaksa size o kadar yakın olsun.
Bugünün karanlığının yarının aydınlığı olması dileğiyle…