Esra Özatak
Sessizliğin Suç Ortaklığı
İnsan neden kendi kendinin celladı olur?
Ey insanoğlu bugün kendi hayatında neyi idam ettin?
Toplum bizzat kendi eliyle değerlerini, adalet duygusunu, geleceğini yok etmektedir. Tabiri caizse kendi ipini çekmektedir. Toplumun kendi sonunu hazırlayan kararları, planları “hayatta kalma içgüdüsü” adı altında meşrulaştırmaya devam etmektedir. Kuralların ve yasaların hiçe sayıldığı bir toplum anlayışı, adaletsizliğin ve eşitsizliğin arttığı bir dünya ve her türlü kötülüğe sessiz kalan bizler…
Burada cellat kim, kurban kim?
Yozlaşan toplumda herkes bir başkasını suçlayarak nefes almanın yolunu bulmuş durumda. İnsanlar sorunların çözümü için başkalarını beklerken, kendi sorumluluklarını ihmal etmektedir. Ahlaki erozyon, “herkes yapıyor” cümlesine sığınılarak görmemezlikten gelinip vicdanlarını susturmaya çalışmaktadır. İnsanoğlu bugün kendi çıkarları için cellat olmayı seçerken çocuklarının yarınları için feda ettikleri değerlerin, idam fermanını imzalamaktadır. Sonunda kendi elleriyle evlatlarının altındaki tabureye tekmeyi atmaktadır.
Toplum, “kalkınma” sandığı şeylerin aslında kendi kuyusunu kazmak olduğunu ne zaman anlayacak muammadır. Ahlaki çukur derinleşip bizi içine aldığı zaman mı? Oysa “birlikte yaşamak” dururken, bizler “birlikte çürümeyi” tercih ediyoruz. Toplumsal çürüme ise birden olan veya olacak bir şey değildir. Bir binanın kolonlarının yavaş yavaş kemirilmesi gibidir.
Günümüz anlayış; bütün bu yozlaşmalara karşı çıkmak yerine, ona uyum sağlayıp ondan faydalanmaktır.
Belki de insanoğlu bu duruma kendi tarihsel ve ahlaki köklerini unutarak/unutturularak kimliksizleştiği için kendi kendini yok etmeyi tercih haline getirdi. Bir toplumun kendi celladı olma süreci; kim olduğunu, nereden geldiğini, hangi bedelleri ödeyerek bir “toplum “ haline geldiğini unutarak yani bir nevi toplumsal bir bellek kaybı yaşayarak bu sinsi aşamaya gelmiştir.
Yaşanılan bu bellek kaybı insanlara geçmiş hataları ve kazanımları sildirmiş, değerlerin yerini maddi ve günübirlik bir yaşama bırakmıştır. Bunların neticesinde insanlara tanımadığı bir geçmiş ve hayal edemediği bir gelecek kalmıştır.
Bu yüzden bir toplumu yok etmek için dışarıdan ordular gönderilmesine gerek yoktur. İnsana geçmişini unutturup boş bir zihinle anlık çıkarlarla yaşadığı bir sistemin içine hapsederek onu kontrol etmek zor olmasa gerek. Cellat, insanlara unuttuğu bütün değerlerin yerine onu hırsla dolduran o geçmeyen sessizliktir.
Modern dünya; insanları, hayatın her an yenilenen bir ekran kaydırmasından ibaretmiş gibi, anlık tüketimlerin içine hapsetmektedir. Toplum; adaletsizliği, çürümüşlüğü, kültürel yıkımları sadece 24 saat sonra unutacağı “beğeni” ve “paylaşımlar” a sığdırarak celladın işini kolaylaştırdı. Bütün bunların sonunda köklerinden kopmuş bir toplum/nesil ne zamana kadar var olacağı belirsiz ve adına “yaşamak” dediği içi boşaltılmış bir zaman diliminde kalmayı tercih etmektedir.
Eğer bu toplumsal intihardan dönüş varsa o da geçmişini bilen ve geleceğe dair öngörüde bulunarak verilen vicdanlı, ahlaklı kararlar almaktır. Her şey birbirimize karşı duyduğumuz o sorumluluk bilincindedir. Boynumuzdaki ilmeklerinden kurtuluş, boş olmayan bir hafızaya sahip olmamak için okumak ve araştırmaktır.
“Bir toplumu yok etmenin en etkili yolu, tarihlerini ve hafızalarını silip onları kendi cellatlarına aşık etmektir.” George Orwell