Leyla Sapmaz
Keloğlan’ın bulut süvarisi ve vicdan seferi
Keloğlan bir sabah uyandığında, heybesinde paradan çok dert, aklında ise dünyayı saracak bir fikir vardı. Köyündeki çeşme başında otururken, “A be kel başım, dertli başım; dünya yanarken ben nasıl aşımı yerim?” dedi. Uçak bileti alacak tek bir kuruşu yoktu ama inancı tamdı. Tam o sırada eski bir dostu, elinde tozlu bir lamba ile Alaaddin çıkageldi.
Alaaddin, “Sıkılma Keloğlan,” dedi. “Senin niyetin halis. Cinim seni her ülkeye taşır ama her durakta bir hakikati haykıracaksın. “Keloğlan kabul etti ve sihirli halının üzerine bağdaş kurup yola çıktı.
İlk durak, büyük binaların gölgesi, ABD ve Birleşmiş Milletlerdi.
Halı, New York’taki dev cam binaların önüne indi. Keloğlan, BM kürsüsüne değil, binanın önündeki çocukların yanına oturdu. Elindeki bir dilim ekmeği ikiye bölüp yanındakiyle paylaştı.
“Bakın efendiler!” diye seslendi dev binalara. “Çocuk Hakları Sözleşmesi kağıt üzerinde inci gibi parlıyor ama Gazze’de, mazlum coğrafyalarda çocuklar nefes alamıyorsa o mürekkep kurumuş demektir. Gerçek güç, silahların gölgesinde değil, merhametin sofrasındadır. İsraf etmediğiniz her mermi, bir çocuğun sütü; vazgeçtiğiniz her silah, insanlığın nefesidir.”
İkinci durak, kanayan bahçe, Gazze ve Adalet Meydanıydı.
Halı bu kez zeytin ağaçlarının yandığı, gökyüzünün barut koktuğu topraklara süzüldü. Keloğlan burada şaka yapmadı, mizahını bir kenara bırakıp adaletin dili oldu. İsrail’in uyguladığı soykırım ve zulmün karşısında dimdik durdu.
“Adalet dediğiniz, sadece güçlülerin hukukunu korumak mıdır?” diye sordu dünyaya. “Bir annenin feryadı, bir babanın çaresizliği hangi stratejiye sığar? Soykırımın dini, ırkı, bahanesi olmaz. Gerçek erdem, zalimin elini tutup ‘dur’ diyebilmek, mazlumun yarasını ise kendininki gibi sarmaktır. Bireysel silahsızlanma buradan başlar; kalplerdeki kini silmeden, ellerdeki silahı bırakamazsınız.”
Üçüncü durak, paylaşım ve dayanışma rüzgarıydı.
Keloğlan gittiği her ülkede şu ilkeleri bıraktır: Erdem, merhamet, dayanışma, sadece ekmeği değil zaman ve insan onurunu da israf etmeme.
Gençlere seslendi:”İnsanlığın kurtuluşu, sizin sosyal medya ekranlarında değil, bir yetimin başını okşadığınızda, adaletsizliğe karşı sesinizi yükselttiğinizde başlayacak.”
Keloğlan turunu tamamlayıp köyüne döndüğünde heybesi halen boştu ama gönlü doluydu. Alaaddin’e dönüp gülümsedi:”Cin’e gerek yokmuş dostum, en büyük sihir vicdanmış.”