Leyla Sapmaz
"Büyük Biraderler" ve aydınlığın yalnızlığı
Gölgelerin ittifakı...
Bazı sofralar vardır; tadı yemekten değil, paylaşılan sırlardan ve örtbas edilen kusurlardan gelir. Kendilerine "Les Grands Freres" süsü verenler, bu sofranın etrafında bir sevgi bağıyla değil, bir "suç ortaklığı" zinciriyle dizilirler. Onların dünyasında sadakat, doruluğa değil; ortak karanlığa gösterilir.
Bu kapalı yapılar, dışarıdan bakıldığında sarsılmaz bir kale gibi görünür. Ancak bu kalenin en büyük düşmanı, dışarıdaki bir ordu değil, içeriye sızan "lekesiz bir aynadır."
Aralarına, o aynayı tutacak kadar dik duran birini alamazlar. Çünkü dürüst bir bakış, o şaşaalı salonun tozunu, kirini ve duvarlardaki derin çatlakları bir anda faş eder.
O yapının sözde lideri, kendi tahtının altındaki temelin çürük olduğunu en iyi bilendir. Bu yüzden, bükemediği bileği öpmek yerine, o bileğe görünmez prangalar takmaya çalışır. Kurulan tuzaklar, fısıltıyla yayılan o zehirli hikayeler aslında tek bir gerçeği haykırır:"Senin varlığın, bizim tüm yalanlarımızı geçersiz kılıyor." Erdemli olanı bir oyunla saf dışı bırakmaya çalışmak, aslında bir teslimiyet belgesidir. Işığa tahammül edemeyenlerin, güneşi balçıkla sıvamaya kalkışmasıdır.
Fakat bilinmelidir ki; gölgeler ne kadar birleşlirse birleşsin, tek bir mum alevinin hakikatini söndüremez. Bir tarafta çıkarları için çeteleşenlerin geçici gürültüsü, diğer tarafta ise doğruluğun vakur sessizliği vardır. Tuzak kuranlar, kendi kazdıkları kuyunun derinliğini ancak düştüklerinde anlarlar.
Bazen bu karanlık ittifak, aynı kandan beslenen, liyakati kapı dışarı edip köşe başlarını tutmuş dört-beş kişilik bir 'çapsızlık koalisyonuna' dönüşür.
Hak etmedikleri o koltukları bir aile kalesi gibi savunanlar, aralarına sızmak istemeyen tek bir dürüst ruhu en büyük tehdit ilan ederler. Onu kendilerine benzetemeyince, kolektif bir nefretle kumpaslar kurup sanki tüm kendi pisliklerini o temiz insanın üzerine yıkacak bir yangın çıkarmak isterler.
Oysa bilmezler ki; balçıkla sıvamaya çalıştıkları o güneş, sadece onların sahte dünyasını yakıp kül edecek bir hakikat ateşidir. Bir aslanla masaya oturamayanlar, kendi kanından sırtlanlarla krallık kurmaya çalışır; ancak şafak söktüğünde o sahte kaleler değil, sadece lekesiz kalan onurlu duruşlar ayakta kalır.
Unutma: Kurtlar birbirini sadece gece karanlığında korur; şafak söktüğünde her biri kendi gölgesinden korkar hale gelir. Ama erdemle yürüyen için gece ve gündüz aynıdır.
Kişisel alanlarınıza izinsiz girmeyi marifet, hak edilen emeği kısıtlamayı güç(örneğin hak edilen maaş ya da ücreti eksik ödemek, hak edilen hak edişi ödemeyip, kameradan çalışanı taciz edercesine izleyiş ve onu dava açmaya mecbur bırakan, süreyi kaçırmasını sağlayan çap fukaralığı), eksik malzemeyle başarı beklemeyi ise idare ettim sananların inşa ettiği şey; ancak kendi vizyonları kadar büyüyebilir. Kalıcı olanın karakter olduğunu hatırlatır; emeğinin hesabını vicdanıyla verebilecek muhataplara iyi çalışmalar dilerim.