Leyla Sapmaz
Malpraktis ve hukukun çizdiği sınırlar
Hekimlik, insanlık tarihi boyunca her zaman en kutsal, en saygın mesleklerin başında gelmiştir. Canımızı, en sevdiklerimizi, sağlığımızı gözü kapalı emanet ettiğimiz o beyaz önlüklü eller, çoğumuz için birer şifa kapısıdır.
Ancak insan doğasının ve tıbbın o karmaşık labirentinde işler her zaman planlandığı gibi gitmeyebiliyor. Bazen şifa bulmak umuduyla çıkılan yolculuk, telafisi güç yıkımlarla sonuçlanıyor.
İşte tam bu noktada karşımıza hukukun o soğuk ama dengeleyici yüzü çıkıyor: Tıbbi Malpraktis, yani hekim hatası.
Halk arasında “doktor hatası” olarak bilinen malpraktis, en yalın haliyle; bir sağlık çalışanının bilgisizliği, deneyimsizliği veya ihmali nedeniyle hastanın zarar görmesidir. Fakat burada çok ince, jilet gibi keskin bir çizgi var: Komplikasyon ve malpraktis ayrımı. Tıp biliminde her müdahalenin öngörülebilir bir riski(komplikasyon) vardır. Hukuk, hekimden mucize yaratmasını beklemez.
Ancak hekimin, o riski yönetirken mesleğinin gerektirdiği tüm özeni göstermesini bekler. Bir komplikasyon zamanında farkedilmez, doğru yönetilmez ve standart tıbbi uygulamalardan sapılırsa, işte o zaman o masum “risk”, hukuki bir “kusura” dönüşür.
Türk Borçlar Kanunu’na göre, hekim ile hasta arasındaki ilişki(estetik operasyonlar hariç) kural olarak vekalet sözleşmesidir. Hekim hastaya %100 iyileşme garantisi veremez. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, hekimin omuzlarına çok ağır bir “özen yükümlülüğü” yükler.
Bu konudaki en çarpıcı emsal kararlardan birini hatırlayalım. Yargıtay 13.Hukuk Dairesi(Kapatılan) ve güncel olarak 3.Hukuk Dairesi ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun istikrar kazanmış kararlarında şu ifade adeta altın harflerle yazılıdır:
“Vekil(hekim), vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değilse de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve ihmallerin ve özen yükümlülüğüne aykırılığından sorumludur. Hekim, tıbbi çalışmalarda bulunurken ufak bir tereddüt gösteren durumlarda dahi, bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür.”
Yani Yargıtay diyor ki; Hastayı iyileştirmeyebilirsin, bu tıbbın sınırlarıdır. Ama en ufak bir şüphede bile tahlil yapmamak, ‘bir şey olmaz’ diyerek hastayı eve göndermek senin kusurundur.”
İş estetik cerrahiye geldiğinde ise hukukun bakış açısı tamamen değişir. Burnunuzu yaptırmak veya saç ektirmek için masaya yattığınızda, ortada bir hastalık veya zorunluluk yoktur. Bu nedenle Yargıtay 15.Hukuk Dairesi’nin emsal kararlarına göre, estetik operasyonlar bir Eser Sözleşmesi niteliği taşır.
Eser sözleşmesinin en temel özelliği şudur: Sonuç garantisi. Hekim, hastaya önceden vaat ettiği estetik sonucu(eseri) ortaya çıkarmak zorundadır. Yargıtay bir kararında, “Estetik amaçlı ameliyatlarda estetik görünümün sağlanamaması ve hastanın eskisinden daha kötü bir duruma gelmesi halinde hekimin sorumlu tutulacağı” hükmünü açıkça kurmuştur. Burnunuzu düzeltmek için girdiğiniz ameliyattan, eskisinden daha eğri bir burunla çıkarsanız, hukuk hekimin savunmasına değil, ortaya çıkan “eserin” kusurlu olup olmadığına bakar.
Hekim hatalarının hukuki boyutu tartışılırken terazinin diğer kefesini de unutmamak gerekir. Artan malpraktis davaları ve astronomik tazminatlar, sağlık sistemimizde yeni ve tehlikeli bir hastalığı türetti: Defansif(Savunmacı) Tıp. Hekimler, dava edilme korkusuyla riskli gördükleri ameliyatları yapmaktan kaçınabilir,gereksiz yere onlarca tetkik isteyerek hem Devleti zarara uğratabilir hem de zaman kaybedebilir.
Özetle; hastanın en temel hakkı olan “nitelikli sağlık hizmeti alma” ve “zararın tazmini” hakkı sonuna kadar korunmalıdır. Ancak bu yapılırken, hekimleri mesleklerine küstürecek, onları şifa dağıtan ellerden ziyade “potansiyel tazminat borçlusu” gibi hissettirecek cadı avlarından da uzak durmalıdır.
Adalet, ne hekimin haksız yere linç edilmesine ne de mağdur bir hastanın sessizce köşesinde acı çekmesine göz yumduğunda tam anlamıyla tecelli eder. Çözüm; daha iyi denetim, bağımsız ve hızlı çalışan tıbbi bilirkişi kurumları ve her iki tarafın hakkını gözeten adil bir sağlık hukukundan geçer.
Önemli Not: Bu yazıda yer alan bilgiler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşımakta olup, hiçbir şekilde hukuki veya tıbbi tavsiye niteliğinde değildir. Her somut olay kendi içinde farklılık göstereceğinden, yaşanabilecek mağduriyetlerde mutlaka uzman bir hekime ve hukuki destek için avukata başvurulmalıdır.