Leyla Sapmaz
Sardes'in tozlu arşivinde bir adalet takası
Lidyalılar parayı icat ettiğinde, her şeyin bir bedeli olacağını sanmışlardı. Oysa o dönemde, Sardes'in en büyük Yazıevi'nde öyle bir düzen kurulmuştu ki, vicdanın ve liyakatin pazarda yeri yoktu.
Uzak diyarlarda, adaleti savunmak için o arşive gönderilen bir Yazman vardı. Daha ilk gün, yazıevinin başındaki Kâhya, ona hoş geldin demek yerine zehirli oklarını fırlattı. Tabi bir görmek isteyenlere gösterilen portre ver bir de gerçekte olan...Aynen şöyle dedi:"
Seni buraya huzurumuzu kaçırasın, bizi birbirimize düşüresin diye attılar;ama bilesin ki buraların hâkimi biziz, ailecek burada önemli yerlerdeyiz, istediğimiz ödemeyi yapmaz, istediğimiz yaparız hallederiz deriz ve canımız ne zaman isterse o zaman öderiz, sana da kötü malzemeden toprak veririz, bazen istediğin işleri göstermelik verir, bazen hiç vermez bazen de bıktırana kadar yük yıkarız!"
Bu yazıevinde işler, güneş saatine göre değil, Kâhya'nın keyfine göre dönerdi. Kâhya, Yazman'ın gizli evraklarının bir kısmını da rahatça girip çıkabildiği odasından çıkarmış okumuş ve yetkinlikten yoksun etrafına burada her ne yazıyorsa harfi harfine daha fazlasını uygulamaya başlamış ve dışarıya zeki ve akıllı bir insanın, çap sahibi bir insanın anında anlayabileceği yönlendirme rüzgarları estiriyordu.
Yazıevinde Mesela Eros adında bir görevli vardı. "Şerbet Hastalığı" bahanesiyle gün boyu kadehini yudumlar, kâğıt üzerinde izni olmadan haftalarca bağ bozumuna giderdi de kimse ses etmezdi. Ama bizim Yazman, ağır bir şifadan yeni kalkmış, yaraları taze haliyle masasına oturuken; birilerinin geliş- gidiş tabletlerini gizlice kazıdığını, hakkını sildiğini duyardı. Ha her türlü ayak oyunu mevcut olduğu için bunlarda iş peşinde koşmak yerine entrika peşinde koştuklarından konunun çakma uzmanı da sayılabilirlerdi.
Bir öğle vakti Yazman, yan odadan gelen uygunsuz kahkahaları ve inen keten perdeleri gördüğünde, ahlakın nasıl takas edildiğine şahit oldu. O gün nöbetçi olması gereken Siren, her nasılsa ortada yoktu ve yerine vekalet eden de...Sonradan fısıltıyla Yazman'ın kulağına eğilip, "Eros'un babası çok altın sahibidir, o kızın da zaten beyanları bellidir, sen olsan ne yapardın?" diyerek ondan dürüstlüğünü suskunlukla takas etmesini isteyip herkesi susturduklarını fakat bir Yazman'ı susturamadıklarını ifade ettiler.
Yazman'ın kapısında ne bir isimliği vardı ne de masasında sağlam bir yazı takımı.Odasına isteyen girip çıksın diye anahtar da "yapı eskidir" diye verilmemişti. Kendini çok kurnaz ve oraların sahibi sana aşçı Yasis de ayrı bir trajikomikti. Olayları son derece soğukkanlı inceleyen Yazman'ın duygusal hareket ediyor, hassas demeye zorluyorlardı ki bu şekilde birçok kişinin de başına neler geldiği emsal tabletler ile sabitti.
Aynı yapıda İlyon adındaki başka bir kâtip, belinde koca bir anahtar bağıyla gezer, Yazman'ın hak ettiği gümüşleri "Siren izin verirse veririm" diyerek bekletir, sonra da Yazman'ın kapısına kendi kilidini vururdu.
Kışın bu kestiğinde Yazman'ın odasında bir mangal tütmezken, başka odalara krallığın kesesinden en iyi kömürler ve "su arıtma küpleri" taşınırdı.Yapı içinde istediği gibi nimetlerden faydalanan bir güruh ve bir de yazısının başından ayrılmayan bir Yazman...
En acısı da kapıya gelen çaresiz insanlardı. Bir kişi hak aramaya geldiğinde, yardımcılardan Mestan, kişinin gözü önünde tableti kenara iter ve "Bunu kaydetsem de rafta çürür" derdi. Siren ve ekibi ise fısıldaşırdı:"Bu kişileri Yazman'ın hasımlarına gönderin, bizden gitsinler."
Yazman halka adalet eğitimleri verdiğinde ismi tabletlerden silinir, ziyafetlere usulsüzlüklerine ortak olmadığı için katılmadığı için başına gelmeyeni bırakmazlardı. Çünkü öyle çok denetimi yok sayıyorlardı ki bize hiçbir şey olmaz diyorlardı.Denetim hem de çok sıkı sıkı sıkı denetim şart bunlara gerekirdi ama mızrak çuvalı yırtmıştı.
Sessiz sedasız çalışan Alyon'u ise bir bahane ile görevden uzaklaştırmış, Nuria gidince yani işbirlikçileri gidince yaptığı çığırtkanlığı burada yapmamışlardı.Onlar nezdinde başarı hırsızlığı ve yanlış yönlendirme, iradesizlik geçer akçe idi.
Başarı hırsızlarından ve keyfinden memnun biri de Nuria'nın yandaşı Hania'nın ayaklarını öpüp ondan kabul almıştı ve Yazman'ın ne kadar başarı ile yazdığı yazı varsa, Yazman'ın emeğini yok sayıp çöküvermişti. Ellerindeki en basit argüman ise yaptığı tüm çirkinliği gölgede bıraktıklarını düşündüğü duygusal hezeyanlar...Ha ha ha diyordu Yazman...Bakınız o dönemde de gülerken ha ha ha diye tahayyül edilebiliyormuş.
Bu hikâye, sadece bir "Yazıevi" hikâyesi değildir.Bu, liyakatin kapı dışarı edildiği, "Buralar bizim, sen gidersin biz kalırız" diyenlerin kurduğu ilkel bir pazardır. Ama unutulmasın ki;mühürlü tabletler kırılır, kilitli kapılar açılır, haksızlığın ateşi ise en çok o mangalı yakanları yakar.
Yazman, çok tecrübeliydi. Kimin gerçekten pişkin ve kimin gerçekten pişman olduğunu da biliyordu.Ama bazen pişmanlıkların samimiyeti, sürece olan katkı ile ölçülür, gizli ya da sarih ortaklık ile değil.