Leyla Sapmaz
Altı saniyede, bir dünyayı kurtarmak
Bazen hakikat, bin sayfalık kitaplarda değil, uykunun en derin dehlizlerinde saklıdır. Geçenlerde dinlediğim bir rüya anlatısı, aslında bugün içinde yaşadığımız modern hapishanenin tam bir özetini sunuyordu. Rüyasında; sevginin timsali dedesini kaybetmiş; köklerini temsil eden ninesini toprağa vermiş bir insanın çaresizliği vardı. Ancak bu kişisel bir yas değil, bir medeniyet yasıydı.
Sınırın hemen ötesinde, güçlünün zayıfı ezdiği bir savaşın alevleri yükseliyordu. Teknoloji, insanın hayatını kolaylaştırmak için değil; iftiralar üretmek, hakikati batılın içinde eritmek ve kitleleri manipüle etmek için bir silah olarak kullanılıyordu. Doğa, atılan bombaların ve bitmek bilmeyen tüketim hırsının altında can çekişirken; merhamet, insan kalbinden sürgün edilmiş bir mülteci gibiydi adeta.
Rüyanın en çarpıcı anı, pusuda bekleyen o kırmızı yılanla karşılaşma anıydı. Gökyüzünden süzülen, kandan ve nefretten beslenen o yılan, aslında hemen hemen herkesin üstüne çöken “kolektif korkuyu” ve “fitneyi” temsil ediyordu. Kahramanımız kaçmadı. O yılanın başını kendi iradesiyle, tavizsiz bir duruşla kopardı ve attı.
Uyandığında dünya aynı dünyaydı ama o eski o değildi.
Peki, bu rüya bize ne anlatıyor?
Barış, masal kitaplarında geçen bir temenni değil, aktif bir eylemdir. Teknoloji bir çamur gibi üzerimize sıçratıldığında, hakikatin berrak suyuna sarılmalıyız. Komşumuzun evi yanarken, biz kendi bahçemizi sulayarak huzur bulamayız.
Dünya üzerindeki adaletsizliği bitirecek olan şey Birleşmiş Milletler’in hantal kararları değil; rüyasındaki yılanın başını koparan o kararlı bireyin, yani sizin tavrınızdır. Merhameti bir zayıflık olarak değil, en büyük güç olarak yeniden tanımlamalıyız.
Doğa ağlamayı kestiğinde, iftiralar hakikat karşısında eridiğinde ve teknoloji sadece “yaşatmak” için kullanıldığında o altı saniyelik rüya gerçek amacına ulaşmış olacaktır. Zulmün rengi ne olursa olsun, karşısında duran iradenin rengi her zaman “insanlık” olmalıdır.
Korkuyu söküp atmak için uyanmayı beklemeyin. Zira barış, ancak uyanık kalmayı göze alanların omuzlarında yükselebilir.