Nevzat Kızılban
Ağrı Dağı kadar dik ve yüce bir irade
İzzet Kızılban’ın Unutulmaz Anısına ve Ölümsüz Mücadelesine Saygı Duruşu
Kırıkdağ’dan Başlayan Bir Ömür ve Halkına Adanmış Bir Yürek
Coğrafyanın kader, o kaderin ise bazen en ağır bedellerle yazıldığı topraklardan biridir bölge.
Hakkari’nin Kırıkdağ köyünde dünyaya gözlerini açan İzzet Kızılban, doğduğu toprakların asaletini, hırçın coğrafyasının eğilmez başını karakterine nakşetmiş bir yurtsever vatan evladıydı. İlk ve lise öğrenimini Hakkari’nin o zorlu ama samimi atmosferinde tamamladıktan sonra, adalete olan inancının peşinden giderek Ankara Üniversitesi Adalet Yüksekokulu’nu bitirdi.

Hukukun, eşitliğin ve adaletin theoretical (teorik) bilgisini heybesine koyarak, halkına hizmet etme aşkıyla yola çıktı. İş hayatına Ağrı Yükseköğrenim Öğrenci Yurdu’nda yönetici olarak başladığında, sıradan bir memur değil; halkının derdiyle dertlenen bir köprü, gençlerin sığınacağı bir liman olmayı seçti.
Ağrı Halkıyla Bütünleşme ve Karanlık Odakların Dikkati
İzzet Kızılban, göreve başladığı ilk günden itibaren Ağrı halkıyla muazzam bir sevgi bağı kurdu. Kısa sürede bölgede ayak basmadığı mahalle, kapısını çalmadığı köy bırakmadı. O, sadece bir yurt yöneticisi değildi; varlığı reddedilen, dili, kültürü, eğitimi ve tarihi yasaklanmış, ulusal statüsü gasp edilmiş bir halkın acılarına ortak olan, sevinçlerini paylaşan bir bilinç abidesiydi.
Onun bu bitmek bilmeyen enerjisi, halkına olan sarsılmaz bağlılığı ve kitleleri arkasından sürükleyen özgür iradesi, dönemin karanlık yapılarının dikkatinden kaçmadı. O yıllarda devletin mülki idari kadrolarına sızmış olan FETÖ terör örgütü yapılanmaları ve ırkçı, şovenist odaklar, İzzet Kızılban’ın bu aydınlık yüzünden rahatsız oldular. Topluma umut veren, gençleri koruyan bu dik duruşu sindirmek için düğmeye basıldı.
Asılsız bahaneler, uydurma gerekçeler üretilerek üzerinde ağır baskılar kuruldu; iradesini teslim almak adına ağır işkenceler de dahil olmak üzere her türlü kirli yönteme başvuruldu.
Serhat Topraklarında Bir Abi-Kardeş Buluşması ve Tarihi Kararlılık
O dönemde üniversite öğrencisi olan ağabeyinin Ağrı’dan yükselen bu baskı ve tehdit fısıltılarını duyarak endişe içinde yola çıkması, bu trajedinin en saf, en insani tanıklığıdır. İki gün boyunca Ağrı sokaklarında kardeşinin izini süren, durumu anlamaya çalışan genç üniversiteli, İzzet Kızılban’ın yanına vardığında karşısında metanetli bir kaya buldu. Yaşadığı tüm zulme, gördüğü işkencelere rağmen İzzet, ailesi endişelenmesin diye hiçbir şeyi yansıtmadı; her şeyin yolunda olduğunu söyleyerek ağabeyini teselli etmeye çalıştı.
Ancak dönemin ve karanlık koşulların farkında olan ağabeyi, ona şu can alıcı teklifi sundu: “İşi bırak, benimle gel. Lisansını tamamla, kendi işini kur, serbest çalış...”
Bu teklif, ölümle yaşam, konforla direniş arasındaki o ince çizgiydi. İzzet Kızılban’ın tarihe geçecek o yanıtı, onun duruşunun özetiydi:
"Ben halkımı bırakıp gelmem. Halkımın düşmanlarını sevindirmeyeceğim."
Bu sözler, sıradan bir inat değil; Ağrı Dağı kadar sarsılmaz, geri dönüşü olmayan bir yüksek iradenin ve halk sevgisinin haykırışıydı. Bu görüşme, iki kardeşin bu dünyadaki son kucaklaşması oldu.
Karanlık Aylar, Takitler ve Bir Şehadetin Anatomisi
Bu görüşmeden üç ay sonra aileye ulaşan "kayıp" haberi, karanlık bir sürecin perdesini araladı. Kardeşini aramak için yeniden Ağrı’ya giden o genç yürek, bu kez karanlık gölgelerle karşılaştı. Önce üç kişinin, ardından kalabalık grupların takibine uğradı; baskı ve korku ikliminde kardeşinin akıbetini sormaya çalıştıysa da toplumsal sessizlik duvarına çarptı.
Altı ay süren kahredici bir arama ve bekleyişin ardından gelen haber ise yürekleri dağladı: İzzet Kızılban, iradesi teslim alınamadığı için ağır işkenceler altında şehit edilmişti. Annesinin, babasının ve ailesinin bu acıya dayanamayacağını bilen vefakâr ağabeyi, bu ağır sırrı ve acıyı yıllarca tek başına bağrına bastı.
Yıllar sonra yapılan araştırmalar ve ortaya atılan iddialar ise dönemin kirli çetelerinin ve mülki amirlerinin ahlaki çöküntüsünü de gözler önüne seriyordu. İddialara göre, dönemin valisi ve emrindeki karanlık kadrolar, yurtta kalan genç kızları akşamları eğlence adı altında polislere çağırtmak istemiş; namusunu, ahlakını ve halkının evlatlarını korumayı namus borcu bilen yönetici İzzet Kızılban bu ahlaksızlığa gövdesini siper ederek izin vermemişti. İşte ona yönelen o vahşi öfkenin ve hain pusuların arkasında, bu namuslu ve tavizsiz duruş yatıyordu.
Sonuç: 38 Yıllık Dinmeyen Sızı ve Ölümsüzleşen Değerler
Aradan geçen 38 yıl, İzzet Kızılban’ın ailesinin ve sevenlerinin yüreğindeki acıyı zerre kadar eksiltmedi. Aksine, zaman geçtikçe onun ne kadar büyük bir ahlak, onur ve yurtseverlik abidesi olduğu çok daha net anlaşıldı.
Karanlık odakların, FETÖ’cü muktedirlerin ve halk düşmanlarının adları tarihin çöplüğünde çürürken; İzzet Kızılban adı halkına olan bağlılığı, eğilmeyen başı ve ahlak mücadelesiyle yaşıyor. Şehadetinin yıl dönümü vesilesiyle, onun savunduğu değerlere, gösterdiği sarsılmaz iradeye ve asil yurtseverliğine olan bağlılığımızı bir kez daha ilan ediyoruz.
Onun aziz anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Anısı, halkının özgürlük ve adalet yürüyüşünde bir meşale gibi önümüzü aydınlatmaya devam edecek.
"Özgürlük Şehitleri Ölümsüzdür!"