GEÇMİŞİN İZİNDE: BETONLARA SIĞMAYAN HATIRALAR

Bazı şehirler vardır; yalnızca sokaklarıyla değil, insanın yüreğinde sakladığı bir ömürle hatırlanır. Hele bu şehir Hakkâri ise… Dağların eteklerine çöken sis, taş evlerin arasından süzülen duman, havaya karışan tandır ekmeğinin kokusu… İşte o vakit geçmiş, bütün ihtişamıyla insanın kapısını çalar. 1980'li ve 1990'lı yılların Hakkâri'si küçük, sakin ve mütevazı bir şehirdi. Tek veya iki katlı taş ve toprak evler, dar sokaklar, birbirine yakın haneler…

Hemen her evin yanında tandır ekmeğinin pişirildiği küçük, taş duvarlı bir tandır kulübesi bulunurdu. Herkes birbirini tanır, bir evde pişen ekmeğin kokusu bütün mahalleye yayılırdı. Zira o yıllarda hayatın zenginliği gösterişli yapılarda değil, insanların gönlündeki muhabbet ve kanaatte saklıydı. Hakkâri'de günün en güzel manzarası tandır başında yaşanırdı. Yağmur ince ince yağarken tandırdan yükselen duman, ıslak toprağın kokusuna karışırdı.

Okul dönüşü sokağın başında burnumuza ulaşan sıcak ekmek kokusu, çocukluğumuzun en güzel davetiyesiydi. Tandırdan yeni çıkmış sıcacık ekmeğin arasına, annelerimizin Hakkâri dağlarında yetişen birbirinden güzel endemik dağ otlarıyla hazırladığı meşhur otlu peynirini koyardık. O peynirin kendine has kokusu, lezzeti ve emeği vardı. Yanında kaymaklı kışlık yoğurt, bir de kara demlikte ağır ağır demlenmiş çay… Ne büyük bir ziyafetmiş meğer! Bir dürümün içine ne kadar çok mutluluk sığarmış! Bugün en güzel sofralarda bile o lezzeti arıyoruz.

O yıllarda kış hazırlıkları da bir o kadar bereketliydi. Aileler kendileri için koyun ve keçi satın alır, hayvanlarını keserek etlerini büyük tencerelerde kendi emekleriyle kavururdu. Pişen kavurmalar özenle tenekelere doldurulur, kış boyunca tüketilmek üzere muhafaza edilirdi.

O günlerde evlerin çevresini saran kavurma kokusu, tandırdan yükselen ekmek kokusuna karışırdı. Her şey doğaldı; her şey emekle ve alın teriyle hazırlanırdı. Annelerimizin maharetiyle kurulan bu kış sofraları yalnızca karın doyurmaz; aileyi, hatıraları ve paylaşma kültürünü de bir araya getirirdi. Fakat eski Hakkâri'yi yalnızca evleriyle, sokaklarıyla ve sofralarıyla hatırlamak eksik kalır.

Bu şehrin asıl zenginliği; gönül insanları, ilim ve irfan sahipleriydi. Benim de görüp tanıma bahtiyarlığına eriştiğim Mela Ubeydullah (Ubeydullah Aksaç), Hakkâri'nin hafızasında müstesna bir yere sahipti. Mütevazı duruşu, ilmi, güzel ahlakı ve yardımseverliğiyle gönüllerde taht kurmuştu. Dünyalık peşinde koşmayan, ömrünü Kur'an'a, ibadete ve insanlara hizmete adamış bu kıymetli âlim, Hakkâri'nin manevi mimarlarındandı. Onu hatırladıkça yalnızca bir âlimi değil; bir şehrin irfanını, nezaketini ve güzel insanlık hasletlerini de hatırlıyorum. Akşamları odun sobaları yanar, kara demlikler fokurdardı.

Büyüklerimiz geçmişten söz eder, komşular birbirine hâl hatır sorardı. Bir kapı çalındığında ikram edilen bir tabak yemek, bazen en büyük servetten daha kıymetliydi. Hürmet, vefa, merhamet ve komşuluk hayatın baş tacıydı.Bugün Hakkâri değişti. Eski taş evlerin, dar sokakların yerini beton yapılar; mahallelerin yerini kalabalık caddeler aldı. Otomobillerin sesi çoğaldı fakat eski tandırların kokusu, o samimi sohbetler ve çocukluğumuzun neşesi hafızamızda kaldı.

Şehir büyüdü; lakin biz biraz da o eski Hakkâri'yi arar olduk. Şimdi yağmur başladığında gözlerim yine uzaklara dalıyor. Bir tandırın başında bekleyen çocukluğumu, otlu peynirli sıcak dürümümü, kaymaklı yoğurdumu, kara demlikten içtiğim çayı ve kışlık kavurmanın mahalleye yayılan kokusunu özlüyorum. Bir de o güzel insanları… Aramızdan ayrılanları, sesini bir daha duyamadıklarımızı ve hatıralarıyla hâlâ içimizde yaşayanları…

Ey benim Hakkâri'mdeki taş sokaklar! Sizde yalnızca çocukluğumuz kalmadı; hayallerimiz, sevdalarımız, dostluklarımız ve nice güzel insanımız da kaldı. Zira bazı kokular unutulmaz, bazı insanlar gönülden silinmez, bazı şehirler ise insanın ömrü boyunca içinde yaşar. Benim Hakkâri'm; sen tandır ekmeğinin kokusuna karışmış çocukluğum, dağlarının doğal bereketi, yağmura gizlenmiş hasretim ve bir daha geri gelmeyecek güzel günlerimsin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Metin Keskin Arşivi

Kim Kimi Kandırıyor

06 Ekim 2026 Salı 13:28

Yeni Bir Hayatın Şafağında

11 Eylül 2026 Cuma 10:23

Hakkâri’yi Böyle mi Yaşatacağız?

13 Ağustos 2026 Perşembe 10:28

Cilo'da Yarım Kalan Zirve

21 Temmuz 2026 Salı 18:00

Doğanın Emaneti Pazarda Tükenmesin

09 Haziran 2026 Salı 09:15

Bayram Geliyor, Halk Geçim Derdinde

20 Mayıs 2026 Çarşamba 15:44