Leyla Sapmaz
Güç zehirlenmesi ve bir insanın sessiz direnişi
Hayat bazen bize iki ayrı dünya sunar. Bir yanda rakamların, manipülasyonun ve haksız kazancın üzerine kurulu sahte imparatorluklar; diğer yanda ise tek sermayesi doğruluk, merhamet ve onur olan çıplak ruhlar. Bugün, vitrini parıltılı ama içi çürümüş bir düzene karşı, kendi nezaketinde hapsolmuş bir insanın hikayesini konuşmalıyız.
Erdem, kurnazlığa yenik mi düştü?
Bazı insanlar için başarı, sadece “almak” üzerine kuruludur. Devletten vergi, eşten sevgi, çocuktan ise masumiyet çalmayı kendilerine hak görürler. Kendi çıkarları için aile bağlarını birer manipülasyon aracına dönüştüren, kolektif bir kötülüğün parçası olan bu yapılar; dürüstlüğü bir “zayıflık” olarak niteler. Bu ekosistemde “Ela” olmak zordur. Çünkü dürüstseniz, haksızlığa karşı ses çıkarıyorsanız ve “kul hakkı” diyorsanız, o düzenin çarklarına çomak sokuyorsunuz demektir.
Sistematik bir biçimde emeği sömürülen, üzerine bir de “kötü kişi” ilan edilen bireylerin yaşadığı en büyük dram, savundukları değerlerin bizzat sevdikleri tarafından silah olarak kullanılmasıdır. Kendini savunduğun an “suçlu”, hakkını aradığın an “huzur bozan” oluverirsin.
Bir ebeveynin, evladını diğer ebeveynden koparıp onu cezalandırma aracına dönüştürmesi, sadece bir aile hukuku sorunu değildir; bu bir vicdan iflasıdır. Çocuğunu bir eşya gibi görüp, hayatına yeni bir sayfa açarken eskiyi bir kenara fırlatan ama evladın sevgi bağını bir “güç savaşına” çeviren zihniyet, aslında en büyük zararı yine o çocuğa vermektedir.
Günün sonunda, liyakatsizce büyütülen şirketler, ödenmeyen vergiler ve manipülasyonla kurulan sahte düzenler elbet bir gün sarsılır. Maddiyatla beslenen, başkasının hakkını yiyerek semirenlerin kurduğu sofrada bereket olmaz.
Liyakatsizlerin kurduğu sığ ittifak, sadece karakteriyle var olanları sindirmek üzere inşa edilmiştir. Kendi yetersizliklerini toplu bir kurnazlıkla örten bu yapılar, eğilmeyen her başı tehdit sayar. Onlar senin ahlakından beslenip, o ahlakı sana karşı silah olarak kullanacak kadar zavallıdırlar. Varlığın onlara ayna tuttuğu için senden nefret ederler.
Güçlüysen diş biler, zayıfsan ezerler; ama her durumda senin erdemini çalmaya çalışırlar. Bu kirli kalabalığın karşısında dik durmak, onların karanlığına verilecek en büyük cevaptır. Hakikat her zaman gürültüden üstündür.
Ancak her şeye rağmen yalan söylememeyi, hak yememeyi ve merhameti savunanlar; belki bugün kaybediyor gibi görünseler de tarihin ve vicdanın önünde her zaman galip gelecek olanlardır. Çünkü para geri kazanılır, yeni bir hayat kurulur; ama kirletilmemiş bir vicdan ve bir çocuğun gözündeki “onurlu ebeveyn ve birey” imajı paha biçilmezdir.
Asıl adalet, insanın kendi aynasına bakabildiği yerdedir.