Nevzat Kızılban
Hakkarimizin hafızası ve gelecek sınavı
Hakkari Neden Mahkûm Ediliyor?
Hakkari, coğrafyanın sertliğiyle değil, yönetimsel ihmalkârlığın ve toplumsal kanıksanmışlığın ağır yüküyle mücadele ediyor. Modern dünyanın "akıllı şehirleri" ve dijital dönüşümü tartıştığı 21. yüzyılda; Hakkari halkının en temel insani hak olan "temiz suya erişim" ve "ulaşım güvenliği" gibi ilkel sorunlarla boğuşması, yalnızca yerel bir zafiyet değil, ulusal bir vicdan meselesidir.
Su: Yaşam Kaynağı mı, Hastalık Habercisi mi?
Onlarca yıldır süregelen su sorunu, Hakkari’de artık bir "kader" gibi sunulsa da aslında bu durum bir mühendislik ve vizyon iflasıdır. Günlük 4-8 saatlik kısıtlı su dağıtımı, şehri derin bir sınıfsal ayrışmaya sürüklemektedir:
Depo İmkanı Olanlar: Ek maliyetlerle geçici ve sağlıksız çözümler üretebilen azınlık.
İmkanı Olmayanlar: Yetersiz suya mahkûm edilen, hijyenden mahrum kalan dar gelirli aileler.
Sorun sadece miktar değil, aynı zamanda hayati bir *kalite* krizidir. Her yağış sonrası musluklardan akan çamurlu su, halk sağlığını doğrudan tehdit eden bir "bulaşıcı hastalık davetiyesi" niteliğindedir.
Modern mühendislik teknikleriyle çözümü bu kadar mümkün olan bir sorunun, bu denli adeta bir avuç kadar küçük bir kentte devasa bir krize dönüşmesi, izahı mümkün olmayan bir yönetim trajedisidir.
Bağışlı Heyelanı: Doğanın Değil, İhmalin Sonucu
Hakkari’nin dış dünya ile bağını koparan ve haftalarca süren yol kapalılığı, basit bir doğa olayı olarak geçiştirilemez. Heyelanı tetikleyen ana unsurun, bölgenin jeolojik yapısı gözetilmeden yanlış noktaya inşa edilen "Katı Atık Tesisi" olduğu gerçeği, planlama hatalarının bir şehri nasıl felç edebileceğinin en somut kanıtıdır.
Yolun kapalı kalması; sadece trafiği değil, ticareti durdurmakta, hastaların sevkini engellemekte ve Hakkari’yi adeta bir "açık hava hapishanesine" çevirmektedir. Bu, bir kentin lojistik güvenliğinin nasıl hiçe sayıldığının belgesidir.
Yatırımın Uğramadığı Coğrafya: İşsizlik ve Üretim Krizi
Hakkari, Türkiye ortalamasının katbekat üstünde bir işsizlik oranıyla sarsılmaktadır. Genç nüfusun enerjisi üretim yerine umutsuzluğa ve göç arayışına akmaktadır. Sanayi ve üretimin desteklenmediği, tarım ve hayvancılığın modern tekniklerle buluşturulmadığı bir ekosistemde, ekonomik çöküş kaçınılmazdır. Şehir, sadece kamu istihdamına bel bağlayan değil, kendi katma değerini yaratan bir yapıya kavuşmak zorundadır.
Toplumsal ve Siyasi Özeleştiri: "Biz" Nerede Yanıldık?
Mevcut sorunların çözümsüz kalmasının kökeninde, kentin sosyal, siyasi ve kamusal yönetim biçimi yatmaktadır. Ancak burada en büyük pay halkın "duyarsızlık sarmalına" girmesidir. Duyarsızlık, bir bataklık gibi toplumu içine çekmekte ve değişime olan inancı köreltmektedir. Yanlış tercihler, sessiz kalınan ihmaller ve sorgulanmayan yönetimler, bugünkü tablonun mimarıdır.
Halkımıza Açık Çağrı: Kişileri Değil, Liyakati Seçin!
Geleceğinizi; aşiretçi bağlar, siyasi ideolojik fanatizm veya akrabalık ilişkileriyle karartmaya artık son vermelisiniz. Hakkari'nin kurtuluşu, zihniyet devrimiyle mümkündür:
1. "Bu benim partim" yerine "Bu benim geleceğim" diyebilmek.
2. "Bu benim akrabam" yerine "Bu işin uzmanı" diyebilmek.
3. "Fikirdaşım" yerine "Vizyon sahibi, modern ve sorumlu" olanı başa getirmek.
Hakkari, coğrafi olarak "uçta" olabilir ama hizmet kalitesinde "sonuncu" olmayı hak etmiyor. Kendi elinizle yaptığınız tercihlerle, çocuklarınızın susuz kalmadığı, yollarının kapanmadığı ve iş kaygısı gütmediği bir Hakkari inşa etmek sizin elinizdedir. Deneyimli, bilgili, çağdaş ve hesap verebilir bir yönetim dönemi bir tercih değil, Hakkari için bir "hayatta kalma zorunluluğudur."
Not: Duyarsızlık en büyük bulaşıcı hastalıktır. İyileşmek için önce ses çıkarmak, sonra doğru tercih yapmak gerekir.
* Hakkari için şimdi değilse, ne zaman?