Nevzat Kızılban
Mühendislik İhmali ve Doğa Gerçeği
Mühendislik İhmali ve Doğa Gerçeği: Bağışlı Heyelanı Bir "Kaza" mı, Yoksa "İhmaller Zinciri" mi?
Bir Yolun Sadece Asfalttan İbaret Olmadığı Gerçeği
Hakkari-Van karayolunun Bağışlı mevkisinde meydana gelen heyelan, sadece bir ulaşım aksının kesilmesi değil; liyakatsizliğin, plansızlığın ve bilimin sesine kulak tıkamanın yarattığı devasa bir enkazın sembolüdür.
Günlerdir kapalı olan bu hat, sadece bölge halkının günlük yaşamını felç etmekle kalmamış, Hakkari’nin İran ve Irak ile olan stratejik ticaret bağlarını da kopma noktasına getirmiştir. Bugün sahada, Karayolları ve İl Özel İdaresi ekiplerinin gece gündüz demeden sergilediği o takdire şayan çaba, aslında "yapılmaması gereken hataların" yarattığı tahribatı temizleme mücadelesidir. Sahadaki operatörün alın teri, masadaki planlama hatalarının bedelini ödemektedir.
1. Göz Göre Göre Gelen Felaket: Bağışlı’nın Jeolojik Raporu
Bağışlı bölgesi ve Zap Vadisi boyunca uzanan hat, jeolojik olarak "ben buradayım" diyen aktif bir heyelan bölgesidir. Modern mühendislik, doğayı yenme iddiası değil, doğanın dinamikleriyle uyumlu projeler üretme sanatıdır. Ancak Bağışlı’da görülen tablo, mühendisliğin temel ilkelerinin tersyüz edildiğini kanıtlıyor.
Topuğun Oyulması:* Yol genişletme çalışmaları yapılırken, heyelanlı kütlenin "topuk" olarak adlandırılan alt kısmının kontrolsüzce oyulması, zemindeki hassas dengeyi bozmuştur.
Drenaj İhmali:* Yoğun yağışların zemini sıvılaştıracağı bilinmesine rağmen, suyun tahliyesine yönelik kalıcı ve bilimsel çözümler yerine geçici makyajlama çalışmaları tercih edilmiştir.
Zemin Dinamiği:* Mühendislik, kağıt üzerinde düz çizgi çekmek değildir; o çizginin altındaki toprağın karakterini bilmektir. Eğer bir proje zeminin sesini duymuyorsa, o proje bir çözüm değil, potansiyel bir felakettir.
2. 30 Milyon Euro’luk Bir "Fiyasko": Katı Atık Tesisinin Akıbeti
Olayın en trajik ve maliyeti en ağır boyutu ise, bu hareketli zemin üzerine inşa edilen "Katı Atık Ayrıştırma ve Dönüşüm Tesisi"dir. Avrupa Birliği fonlarından sağlanan yaklaşık *30 milyon Euro* gibi devasa bir bütçeyle hayata geçirilen bu tesis, heyelanla birlikte adeta toprağa gömülmüştür.
Burada "kaza" kelimesi, sorumluluğu örtbas etmek için kullanılan bir kılıftan ibarettir. Dünyanın hiçbir rasyonel ülkesinde, çıplak gözle dahi riskli olduğu anlaşılan bir heyelan sahasına, bu denli yüksek maliyetli ve stratejik bir yatırım yapılamaz. Şimdi sormak zorundayız:
Bu tesisin *ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi)* raporları hangi bilimsel verilere dayanarak onaylandı?
* Zemin etüdü raporlarında "uygundur" imzası atan uzmanlar, bugün bu enkazın neresindedir?
Milli servet niteliğindeki 30 milyon Euro, nasıl bir liyakatsizlik çarkında hiçe sayılmıştır?
3. Liyakat Yoksa, Hüsran Kaçınılmazdır
Hakkari ve Van halkının yaşadığı mağduriyet, sadece doğanın bir cilvesi olarak açıklanamaz. Bu, bir yönetim ve planlama krizidir. Mühendislikte "hesap" sadece rakamlarla değil, vicdanla yapılır. Projeyi çizen, onaylayan ve denetleyen mekanizma, bilimin rehberliğinden saptığında ortaya çıkan sonuç "doğal afet" değil, "insan eliyle üretilmiş yıkım"dır.
Bugün karayolunda tozun ve çamurun içinde ter döken işçinin emeğine saygı duyuyoruz; ancak onları bu imkansız döngüye hapsedenlerin sorumluluğunu da bir o kadar şiddetle sorguluyoruz. Bu yolun ve yok olan tesisin ekonomik bedeli, sadece bir bütçe kalemi değil, halkın geleceğinden çalınan bir mirastır.
Sonuç: Geleceği İnşa Etmek mi, Enkaz Kaldırmak mı?
Bağışlı’da yaşananlar bir uyarı fişeğidir. Doğayla inatlaşan, bilimsel veriyi liyakatsiz kararlara kurban eden her adım, günün sonunda daha büyük bir yıkımla karşımıza çıkacaktır. Bölge halkının ulaşım hakkı ve can güvenliği, "yaptık oldu" mantığının insafına bırakılamayacak kadar değerlidir.
Artık enkaz kaldırmayı "kahramanlık" olarak görmekten vazgeçmeli; sarsılmaz temeller üzerine, bilimle ve liyakatle gelecek inşa etmeye odaklanmalıyız. Aksi takdirde, bugün sustuğumuz her yanlış projenin enkazını yarın başka bir bölgede yine "canla başla" temizlemek zorunda kalacağız.*
"Mühendislik, hataları toprakla örtme sanatı değil, toprağın gerçeğini hayata kazandırma bilimidir."