Murat Taş
Allah Rahmet Eylesin
Futbolun Cenazesi.
Bitlis'te oynanan o maç sadece bir play-off maçı değildi. O maç, aslında iki şehrin futbola bakışının, spora verdiği değerin ve takımlarına sahip çıkma anlayışının sahaya yansıdığı bir fotoğraftı.
Temsilcimiz Hakkari Zapspor, 3. Lig hayali için Bitlis 1916 Spor karşısına çıktı. Maça öyle bir başladı ki, sahada korkusuz, mücadeleci ve kazanmayı isteyen bir takım vardı. İlk yarıda bulunan net pozisyonlar değerlendirilebilseydi belki de bugün çok farklı şeyler konuşuyor olacaktık.
İkinci yarıda da oyunun hakimi yine Zapspor'du. Futbolcular son düdüğe kadar terlerinin son damlasına kadar mücadele etti. Maç uzatmalara gitti. Herkes artık penaltıları bekliyordu. Ancak futbol bazen çok acımasızdır. 120. dakikada gelen gol, ardından penaltıdan yenilen ikinci gol ve yılların hayali bir anda sona erdi.
Ama o gün sahada skordan daha önemli bir şey gördüm.
Bir tarafta Bitlis vardı...
Binlerce taraftar tribünleri doldurmuştu. Yediden yetmişe herkes oradaydı. İş insanları, esnaflar, sivil toplum kuruluşları, belediye başkanı, milletvekilleri, gençler, çocuklar... Kısacası tüm Bitlis tek yürek olmuştu. Takımlarını yalnız bırakmamak için adeta stadyuma akın etmişlerdi.
Sanki bir play-off maçı değil, Süper Lig'e yükselme mücadelesi oynanıyordu.
Diğer tarafta ise Hakkâri Zapspor vardı...
Yalnız...
Sessiz...
Kimsesiz...
Bir avuç fedakâr taraftar dışında tribünlerde Hakkari'yi temsil eden çok az insan vardı. Hakkari eski TEDAŞ Müdürü Seyfullah Kaya, İsmail Özdemir, Futbol İl Temsilcisi Hüseyin Adıyaman ve futbol sevdalısı Naci Şen gibi birkaç gönül insanı dışında kimse yoktu.
Ne şehrin önde gelenleri vardı...
Ne iş dünyası...
Ne kurumlar...
Ne de yıllardır bu takımın başarısıyla gurur duyanların büyük bölümü...
Sahada on bir futbolcu değil, adeta koca bir şehrin yalnızlığı mücadele ediyordu.
Bu takım sezon boyunca imkânsızlıklarla savaştı. Deplasmanlar gördü, zorluklar yaşadı, mücadeleden hiç vazgeçmedi. Ama en önemli maçında yine yalnız bırakıldı.
Belki Bitlis 1916 Spor finale yükseldi.
Belki onlar Çarşambaspor karşısında 3. Lig mücadelesi verecek.
Ama benim hafızamda kalan skor değil.
Benim aklımda kalan şey, bir şehrin takımına nasıl sahip çıktığı ve başka bir şehrin takımını nasıl kaderine terk ettiğidir.
Bugün üzülerek şunu söylüyorum:
Hakkâri’de futbol can çekişiyor.
Sahada değil...
Tribünlerde değil...
Asıl olarak ilgisizlikte can çekişiyor.
Çünkü bir şehrin takımı yalnız kalıyorsa, o şehirde sadece bir maç kaybedilmez.
Bir umut kaybedilir.
Bir heyecan kaybedilir.
Bir gelecek kaybedilir.
Ve bugün geldiğim noktada, bir spor sevdalısı olarak içim yanarak şu cümleyi kuruyorum:
Merhume Hakkâri Zapspor'u nasıl bilirdiniz?
Sahipsizdi...
Kimsesizdi...
Kaderine terk edilmişti...
Ama her şeye rağmen mücadeleyi bırakmayan, imkânsızlıklara direnen, bir şehrin umutlarını sırtında taşıyan onurlu bir takımdı.
Seveni çoktu belki ama sahip çıkan yoktu.
Sessizce yaşadı, sessizce mücadele etti ve en çok da yalnızlığıyla hatırlanacak.
Mekânı yeşil sahalar olsun...
Hakkâri futbolu Allah'ın rahmetine kavuşmuştur.
El Fatiha...