Yusuf Yetiş
Doğa, Toplum ve İrade Üzerine Bir Yol Hikâyesi
Hayatı boyunca tütünün dumanına, alkolün kadehine el sürmemiş; iradesini yeşil bir hilalin gölgesinde büyütmüş bir Yeşilaycı ve adım adım toprağı, coğrafyayı arşınlayan bir gezgin olarak beşeriyetin ham maddesini izliyorum. Heybeme kattığım seyahatlerin, gördüğüm şehirlerin ve doğanın bağrında yaptığım gözlemlerin neticesinde bu satırları kaleme alıyorum.
Ne acıdır ki, yollarda karşıma çıkan manzara bir medeniyet inşası değil, adeta bir nezaket ve sorumluluk iflasıdır. İnsanoğlu, tüketmeyi bir kültür haline getiremediği gibi, keyif alma hakkını da başkalarının yaşam alanını ve doğanın mukaddesatını gasp etme hürriyeti olarak görüyor. Batı’nın zarafetinden, doğunun dinginliğinden nasibini almamış bu hoyrat tüketim iştahı, her gün kendi geleceğini ve gezip gördüğüm o eşsiz tabiatı biraz daha kemiriyor.
Sokaklarda, parklarda, hatta insanın en mahrem sayılan temizlik alanlarında bile o bitmek bilmeyen tütün dumanıyla karşılaşıyoruz. Yolda yürürken önündeki insanın zehrini solumak zorunda kalan masumların hakkı bir yana, o keyif anından geriye kalan bir avuç kül ve izmaritin yarattığı felaketler akıl sınırlarını zorluyor. İnsanoğlu, parmaklarının ucundan o küçük ateşi fütursuzca sağa sola fırlatırken, bir köylünün umudu olan sarı anızları, asırlık çamların gölgesini ve o ormanların bağrındaki binlerce canı yaktığını düşünmüyor. Sonra simsiyah bir kül yığınının karşısına geçip "İçim yandı" diye gözyaşı döküyor. Sorumsuzluğun doğurduğu bu sahte keder, insanlığın en büyük ikiyüzlülüğüdür.
Şişede Durmayan Sorumluluk: Alkol ve Hoyratlık
Benzer bir idraksizlik alkolün kadehinde de kendini gösteriyor. Gittiğim her yerde, doğanın kucağında alkolü bir sınır, bir iç muhasebe ya da kendi halinde bir ritüel olarak yaşamayı beceremeyen bir topluluk görüyorum. Şişenin içindeki sıvı kana karıştığı an, direksiyon başına geçip masum insanların yuvasını yıkmayı bir hak, bir cesaret gösterisi sanıyor insanoğlu. Trafik terörünün arkasında bıraktığı yetim çocuk feryatları, sönen ocaklar bu bencil iştahın eseridir.
Üstelik bu hoyratlık sadece caddelerle de sınırlı kalmıyor. Tüketilen o içki şişeleri, birer çöp gibi doğanın en bakir köşelerine fırlatılıyor. Güneşin dik açılarıyla birer büyütece dönüşen o cam kırıkları, yeşil ormanları yalaz yalaz yakan birer suikastçıya dönüşüyor. İnsan, kendi eliyle kendi rızkını, toprağını ve oksijenini ateşe veriyor.
Zamanın Katili: Kahvehane Köşelerinde Çürüyen Ömürler
Gözlerimi kentin kahvehanelerine çevirdiğimde ise zamanın nasıl gaddarca katledildiğine şahit oluyorum. Tıklım tıklım dolu o dumanaltı salonlarda, sabahtan akşama, akşamdan gece yarılarına kadar ömür tüketen, feyans düşüp taş dizen kitleler... Evinde kendisinden bir tatlı söz, bir lokma ekmek, bir parça şefkat bekleyen ailesini feda edenler; evinin rızkını o masaların yeşil çuhasına gömenler... Oyun ters gittiğinde yükselen küfürler, çevreye saçılan huzursuzluklar ve en nihayetinde bir hiç uğruna harcanan mukaddes bir ömür.
Geleceğe Borcumuz ve Büyük Hesaplaşma
Bu üç kalem —sigara, alkol ve kumarın uyuşturduğu hayatlar— toplumun kılcal damarlarını tıkayan birer zehirdir. Fakat asıl büyük muhasebe, zaman akıp gittiğinde ve yolun sonuna yaklaştığımızda başlayacak. Ey insanoğlu! Gün gelip ömrümüz bittiğinde, geriye dönüp baktığımızda bu topluma, bu dünyaya hiçbir yararımız dokunmadıysa, yarın torunlarımızın yüzüne nasıl bakacağız? Onlar bizden temiz bir dünya, asil bir duruş ve gurur duyulacak bir miras beklerken; biz onlara küle dönmüş ormanlar, parçalanmış aileler ve kahve köşelerinde harcanmış heba bir ömür mü bırakacağız? "Biz sizin için ne yaptık?" sorusuna verecek bir cevabımız olmadığında yaşayacağımız o mahcubiyeti bugünden düşünmemiz gerekmez mi?
Bir Yeşilaycı ve bu toprakların her köşesini gezen bir gözlemci olarak sormadan edemiyorum: İnsanoğlu, kendi iradesine sahip çıkmaktan ne ara bu kadar aciz kaldı? Doğayı, insana, emeğe ve en önemlisi kendi ailesine saygı duymayan bir toplum, medeni bir gelecek inşa edebilir mi? Bu serzeniş, sadece bir gözlem değil; insanlığın kendi özüne, merhametine ve sorumluluk duygusuna dönmesi, torunlarına bırakacağı mirası bugünden inşa etmesi için yollardan süzülüp kaleme alınmış acı bir davettir.
"Doğayı ve insanı korumak, iradeyle başlar."