Leyla Sapmaz
Gücün karanlık yüzü: Epstein dosyası ve karanlık yüzü
Bugün dünya gündemini meşgul eden meseleler arasında, magazinel bir skandaldan çok daha derin, yapısal bir sorunu barındıran Epstein dosyası yer alıyor. Okyanus ötesinde yaşanan bu sarsıcı olay, sadece belirli isimlerin yargılandığı bir dava değil; küresel sistemin, adaletin ve toplumsal vicdanın en ağır sınavlarından biridir.
Bu dosyada ortaya çıkan ve ispat edilen gerçekler, bizlere paranın ve nüfuzun, denetimsiz kaldığında nasıl birer suç zırhına dönüşebileceğini tüm çıplaklığıyla gösterdi. Kimseyi zan altında bırakmadan, sadece somut gerçekler üzerinden bu karanlık tabloyu okuduğumuzda, her toplumun çıkarması gereken hayati dersler gün gibi ortada duruyor.
Epstein vakasında gördüğümüz en temel sorun; ekonomik gücün, hukuk mekanizmalarını felç etme potansiyelidir. Yıllarca süren sistematik istismar ağı, sadece bir bireyin sapkınlığıyla değil, bu duruma sessiz kalarak zemin hazırlayan yapısal bir körlükle mümkün olabildi. Bu tablo bizlere şunu fısıldıyor: Hesap verilebilirlik mekanizması çalışmadığında, güç eninde sonunda yozlaşır. Hiç kimse başarısı, serveti veya konumu nedeniyle hukukun ve etik denetimin üzerinde tutulmamalıdır.
Bir toplumun sağlığı, sadece ekonomik göstergelerle değil, en savunmasız bireylerini-yani çocuklarını- ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür. Epstein ağının kurbanlarının çoğunun dezavantajlı çevrelerden seçilmesi bir tesadüf değildir. Bu durum, sosyal koruma ağlarındaki en ufak çatlağın ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini göstermiştir.
İbret alınması gereken temel nokta şudur: “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” anlayışı, o yılanın bir gün tüm toplumu zehirlemesine kapı aralar. Toplumsal duyarlılık ve yanlış olana karşı ses çıkarma iradesi, bir lüks değil, toplumsal bir güvenlik sigortasıdır.
Sonuç olarak; Epstein dosyası modern tarihin alnına sürülmüş bir leke olsa da, bu karanlıktan bir aydınlık çıkarmak mümkündür. Bir toplumun bu vakadan alacağı en büyük ders; paranın satın alamayacağı bir yargı sistemine ve her bireyin eşit şekilde korunduğu bir sosyal düzene sahip çıkmaktır.
Adalet geç kaldığında sadece suçlu cezasız kalmaz, toplumun geleceğe ve sisteme olan güveni de temelinden sarsılır. Bu nedenle, gücün gölgesinde kalan masumiyetleri korumak, sadece hukukçuların değil, her bir ferdin vicdani sorumluluğudur. Unutmayalım ki; karanlığın üzerine ışık tutmak , medeni kalabilmemizin tek yoludur.