Leyla Sapmaz
Kristal kütüphane ve gölge kurucular
Bir zamanlar, her şeyin kayıt altında tutulduğu, her kelimenin bir ağırlığının olduğu devasa bir Kristal Kütüphane varmış. Bu kütüphanenin koridorlarında, yirmi yıldır her bir rafın tozunu yutmuş, hangi kitabın hangi kanuna dayandığını ezbere bilen bir Muhafız görev yaparmış.
Kütüphanenin karanlık köşelerinde ise kendilerine "Gölge Kurucular" diyen bir grup türemiş. Bunlar, kitapların içeriğiyle değil, kütüphanedeki fısıltıların gücüyle ilgilenirlermiş. Muhafız’ın dik duruşundan, masasının üzerindeki o sarsılmaz nizamdan ve kazandığı "Gümüş Mühürlerden" fena halde rahatsızlarmış.
Bir gün bir plan yapmışlar. İçlerinden birini Muhafız’ın yanına, "dert ortağı" kılığında göndermişler. Yanına da Muhafız’ın sesini çalmak için tılsımlı bir Ayna bırakmışlar. Gölge Kurucular, kapının arkasında beklerken Muhafız’ın öfkeyle bağırmasını, sağa sola laf yetiştirmesini, düzeni kötülemesini umuyorlarmış.
Ancak Muhafız, aynanın parıltısını görmüş, niyetin gölgesini sezmiş. Odaya giren "sahte dert ortağına" sadece şunları söylemiş:
"Burada kitaplar konuşur, şahıslar değil. Sistem tıkır tıkır işler, fısıltılar ise sadece havayı kirletir. Ben buradayım, görevimin başındayım ve her şey kayıt altında."
Muhafız odadan çıktığında, Gölge Kurucular büyük bir neşeyle aynayı alıp karanlık odalarına çekilmişler. Naralar atarak aynayı dinlemeye başlamışlar. Ama aynadan yansıyan ses, sadece kendi hileli planlarının yankısı ve Muhafız’ın buz gibi profesyonelliğiymiş. Onlar neşelenmişler çünkü zafer kazandıklarını sanıyorlarmış; oysa Muhafız, o aynaya bilerek bir "Hukuk Dersi" fısıldamış.
Ertesi gün, Muhafız’ın önüne "karışık ve sahte" hikayelerle dolu dilekçeler getirilmiş. Muhafız hiç istifini bozmamış. Her bir sahte iddiayı, kütüphanenin Altın Kayıt Defteri’ne o kadar ayrıntılı işlemiş ki, o kağıdı eline alan her üst yetkili, farenin hangi delikten gelip hangi yalanı söylediğini kabak gibi görmüş.
Gölge Kurucular "biz entrika bilmeyiz" diyerek birbirlerine gülümsediklerinde, Muhafız kütüphanenin büyük penceresini açmış ve içeriye taze hava girmesini sağlamış. Çünkü biliyormuş ki; gerçeklerin üzerine ne kadar çok yalan örtülürse örtülsün, adalet gün ışığı gibidir; sızacak bir delik mutlaka bulur.