Leyla Sapmaz
Karakterin Aynası: Alın teri, iftira ve mülkün imtihanı
İnsanlığın en kadim imtihanı, emek ile hırs arasındaki o ince çizgide başlar. Alın terinin damlamadığı, dürüstlüğün harç yapılmadığı hiçbir kazanç, insanın haysiyetini inşa etmeye yetmez. Piyasa dengeleriyle oynamak, kul hakkına girmek ve başkasının emeği üzerinden zahmetsizce yükselmeye çalışmak, yalnızca hukuki bir ihlal değil; köklü bir vicdan çöküşüdür. Suçu alışkanlık haline getiren, arsızlığı bir yaşam pratiğine dönüştüren anlayış, kısa vadede kazandığını sansa da hakikatte insanlığından kaybetmektedir.
Her inanç ve evrensel ahlak düzeni, adaleti merkeze alır. Dinin ulvi değerlerini ve insanların kutsallarını kişisel çıkarlara veya zulme alet etmek, vicdanlarda açılan en derin yaradır. Kutsal olan, dünyevi hırsların zırhı yapılamaz; aksine dürüstlüğün ve merhametin teminatı olmak zorundadır. Nitekim tarihin hafızası, haksızlığa ve iftiraya maruz kalanların vakur duruşu ile o iftirayı atanların kendi kazdıkları kuyuya düşüşlerinin örnekleriyle doludur.
Hz. Aişe’ye atılan iftira karşısında yaşanan ilahi adalet süreci, asılsız ithamların ve karakter suikastlarının er ya da geç sahibini mahkûm edeceğinin en sarih nişanesidir. İftira, atan kişinin ruhunda taşıdığı ağır bir yüktür ve hakikat karşında yok olmaya mahkûmdur.
Diğer taraftan, servet ve güçle kurulan ilişki de karakterin bir başka testidir. Hz. Hatice’nin hayatı, zenginliğin bencilce bir birikim değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunun en zarafetli örneğidir. O, muazzam imkânlarına rağmen lüks ve şatafatın esiri olmamış; varlığını mazluma, ihtiyaç sahibine ve hakikat yoluna adamıştır. Servetini dağıttıkça gönüllerde büyümüş, mütevazı ve erdemli duruşundan asla taviz vermemiştir. Zenginlik, paylaşmakla ulvileşir; biriktirip haksızca çoğaltmakla değil.
Sonuç olarak; emek vermeden elde edilen her yüksek kazanç, haksızlıkla örülen her düzen, hem bu dünyada vicdanların mahkûmiyetine hem de ötelerde ağır bir bedele gebedir. İnsan, piyasaları, değerleri veya başkalarının itibarını manipüle ederek değil; alın terine, doğruluğa ve paylaşmaya tutunarak insan kalabilir. Hakiki kazanç, kasalarda biriken değil; temiz bir vicdanla ve lekesiz bir isimle geride bırakılan mirastır.