Lagaş’ta çöken karanlık ve hakikatin keskin kalemi

​Kadim Lagaş şehrinde çürümüşlük, yalnızca devletin ambarlarını yağmalayan ve liyakati katleden o muktedir zorbalarla sınırlı değildi. Asıl dehşet verici olan, güç sahiplerine şirin görünmek uğruna vicdanını susturan, onların gölgesine sığınarak menfaat devşiren itaatkâr gölgelerdi.

​Şehrin en kimsesiz, en çaresiz çocuklarına sığınak olsun diye kurulan Tapınak Avlusu'nda yaşananlar, bu kokuşmuşluğun en karanlık yüzüydü. Sözde güvenliği sağlamakla görevli muhafızlar, kapıda arena dövüşlerini izleyip naralar atarken; içeride, o zorbaların karanlık işlerini örtbas etmeye yeminli, sırf efendilerinden bir tebessüm koparmak için masum çocukların acılarına sırt çeviren bir güruh kol geziyordu.

​Bu sıradan bir hadsizlik değildi. Bu, hakikatin sesini boğmak için tasarlanmış sistematik bir psikolojik şiddet, örgütlü bir sindirme operasyonuydu. Dürüst ve namuslu bir kâtip, o kimsesiz çocuklara şefkatle yaklaşıp onlara gasp edilen haklarını, Urukagina'nın adalet tabletlerini anlattığı anlarda, bu güruh etrafı sarıyordu. Sırf aklıyla, dürüstlüğüyle ve direnciyle öne çıkanları sindirmek için, en ağır ve yıpratıcı sözlü tahakkümlere başlıyorlardı. Gözlerin içine baka baka, o zehirli ve pişkin sırıtışlarıyla sınırları daha da aşarak; "Aa, ne oldu? Yoksa huzurun mu kaçtı?" diyerek pervasızca bir ruhsal işkence uyguluyorlardı.

​Fakat bu organize kötülüğün, bu cüretkâr alayların altındaki asıl büyük paniği tapınaktaki herkes çok iyi biliyordu. Kudurmalarının ve saldırganlaşmalarının sebebi bir kâtibin huzurunun kaçması falan değildi; asıl sebep, o kil tabletlere onların gizlediği tüm pisliklerin, haramın, liyakatsizliğin ve özel mühürleri kırarak yaptıkları ahlaksızlıkların tek tek, geri dönülemez bir şekilde kazınıyor olmasıydı.

​Maskelerinin düşeceğini, arkasına saklandıkları o "yasa boşluklarının" ve kibirlerinin başlarına yıkılacağını buz gibi bir korkuyla hissediyorlardı. Güneşi balçıkla, hakikati arsızlıkla sıvayacaklarını sanıyorlardı.

​Ancak ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar nafile. Lagaş'ın gök kubbesinde kalıcı olan, onların bu ucuz tahakkümleri değil; haram yiyenlerin, liyakati çiğneyenlerin ve onlara alkış tutanların ensesine bir balyoz gibi inecek olan o mutlak adaletin ayak sesleridir. O adalet fırtınası koptuğunda, liyakatli ve namuslu çalışanların ahı, kendini dokunulmaz sanan o çamurdan saltanatı yerle yeksan edecektir. Ve o hak geldiğinde, ne sığındıkları o zorbalar ne de arkasına saklandıkları o kokuşmuş sistem onları kurtaramayacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Leyla Sapmaz Arşivi

Kendi Gölgesinde Isınan Toprak

23 Eylül 2026 Çarşamba 12:55

Pimi Çekilmiş Hayatlar

17 Eylül 2026 Perşembe 16:55