Leyla Sapmaz
Mavi derinlikten toprak kokusuna: İnsan kalmak mümkün mü?
Bazen insan, koca bir okyanusun ortasında, bir balinanın karnındaymış gibi hissediyor kendini. Modern dünya o kadar devasa ve o kadar yabancı ki…Merak ediyoruz; bir balina bizi gerçekten yutabilir mi? Biyoloji “hayır” diyor, boğazları dardır onların. Ama modern hayatın o devasa dişlileri bizi sadece yutmuyor, öğütüyor da.
Epstein dosyaları gibi karanlık dehlizlerde dönen kirli çarklar, insanın insana olan güvenini, o tertemiz “merhamet” duygusunu zedeliyor. “Bir daha yaşanmaz bu iğrençlikler?” diye soruyoruz. Cevap aslında ne yasalarda ne de dosyalarda; cevap, o tozlu köy yollarının bittiği yerde başlıyor.
Okumuş olmak, mürekkep yalamak bizi topraktan koparmamalı. Aksine, öğrendiğimiz her harf bizi köklerimize daha çok yaklaştırmalı. Şimdilerde “eskiler daha mı iyiydi?” diye soruyoruz kendimize. Eskiler mükemmel değildi elbet, ama ölçülüydü. Karpuzun yanına peyniri katık ederken gökteki aya şükretmeyi bilen, “komşusu açken tok yatmayan” o edep, bugün en büyük lüksümüz haline geldi.
Bir hayalhane değil, bir tercih…
İmece, yarının şifresi…
Köyde çeşmeden su taşımak sadece bir iş değildir; bir ritüeldir. Tavukları kümese kaparken duyulan o sorumluluk hissi, plazalardaki bir kısım sahte toplantılardan çok daha sahicidir. Ay ışığında sevdiğinin yüzünü bir saniye görebilmek için beklemek; aşkın, dijital ekranlara sığmayacak kadar derin olduğunun kanıtıdır.
Biz sadece üretimi ve refahı değil; biz birbirimizin yüzüne bakarken duyduğumuz o koşulsuz güveni, o ‘bir’ olma duygusunu tekrar kazanmalıyız.
Belki de bir sabah, elimizde diplomamızla o taşlı yollarda yürürken, ciğerlerimize çektiğimiz tertemiz hava bize şunu fısıldayacak:” Dünya kirlenmiş olabilir, ama senin vicdanın hala bir köy çeşmesi kadar duru kalabilir.”
Yeter ki o ay ışığındaki karpuzun tadını, o mektup bekler gibi beklenen, bir yüz görme sevdasını ve imecenin sıcaklığını unutmayalım. Refah, sadece cebin dolması değil, ruhun o geniş güven hissine kavuşmasıdır.
Eskinin türküsü, yarının umudu, toprağa dönüş…
Hadi şimdi yedi karanfil ezgilerini dinleyerek, bir miktar gesi bağları diyerek şöyle bir gözümüzü kapayalım ve hayale dalalım. Kim bilir, gözlerimiz kapanınca kalp gözümüz açılır belki…