Yusuf Yetiş
Trafikteki Ayna: İnsanlığımızı Yollarda mı Bıraktık?
Kentin sokaklarında adım adım gezen bir yaya olarak, her gün trafik adı verilen o devasa karmaşanın içinde aynı sessiz trajediye tanıklık ediyorum. Gördüklerim sadece basit birer kural ihlali ya da dikkatsizlik değil; ne yazık ki insanlıktan, saygıdan ve birlikte yaşama kültüründen hızla uzaklaştığımızın açık birer sinyalidir. Kendi kendime sormadan edemiyorum: Bizler gerçekten insanlıktan çıkmış vaziyette miyiz?
Kentin sokaklarını gezdiğimde karşılaştığım tablo ne yazık ki kural tanımazlığın ve duyarsızlığın geldiği noktayı gözler önüne seriyor.
Kaldırımlar İşgal Altında: Yayaya Yürüyecek Yer Kalmadı
Listemin en başında, biz yayaların tek güvenli alanı olan kaldırımların zapt edilmesi geliyor. Yaya yolları araçlar tarafından zapt edilirken, motor kuryeler de kaldırımları kendi özel şeritleri gibi kullanıyor. Engelli vatandaşlarımızın tekerlekli sandalyeleriyle kaldırıma çıkması için hazırlanan noktalar düşünülmeden araçlar park ediliyor. En temel hakkımız olan yürüme özgürlüğümüz bile elimizden alınırken, vicdanların ne kadar köreldiğine her gün yeniden şahit oluyoruz.
Sinyalsiz Direksiyonlar, Bahaneler ve Sorumsuzluk
Direksiyon başına geçen birçok sürücüde kural bilinci ne yazık ki tamamen kaybolmuş durumda. İki, hatta üç şeritli yollarda sinyal vermeden şerit değiştirenler; sağa döneceği halde sol sinyal yakıp arkadaki araca çarpanlar ve üstüne haksız olduğu halde üste çıkmaya çalışanlar yolları esir almış vaziyette.
Yaya geçitlerinde durmak bir yana, "sıkılıyorum, daralıyorum" gibi trajikomik sendrom bahanelerinin arkasına sığınarak emniyet kemeri takmayan bir sürücü profiliyle karşı karşıyayız. Alkollü araç kullanımı gözle görülür şekilde artarken, sokak aralarında aşırı hızla şov yapmak veya cirit atmak bir hüner sayılıyor.
Trafikte Tehlikeli Tablo: Çocuk Sürücüler ve İhmalkarlık
Trafikteki denetimsizlik ve umursamazlık artık can güvenliğini doğrudan tehdit eder boyutlara ulaştı. Geçenlerde gözlerime inanamadım; trafikte ilerleyen bir pazarcı pikabının direksiyonunda henüz 13-14 yaşlarında bir çocuğun olduğunu gördüm! Bir motosiklete kasksız ve önlemsiz şekilde 5 kişinin bindiğine tanık oluyoruz. Tek farı yanmayan, sinyali çalışmayan araçlar adeta yürüyen birer bombaya dönüşerek yollarda ilerliyor.
Empati Yok Oldu: Korna Sesleri Arasında İnsanlık Sınavı
Toplum olarak en büyük kaybımız ise ne yazık ki empati duygumuz oldu. Trafikte artık yardımlaşma değil, öfke ve sabırsızlık hâkim. Yolda aracı arızalanan bir vatandaşa yardım etmek, aracı kenara çekmesine el vermek yerine; arkasından öfkeyle korna basıp mobbing uygulayan bir anlayış türedi. Bisiklet sürücüleri caddelerde korku ve endişe içinde ilerlemeye çalışırken, araçların sırf onları sıkıştırmak veya korkutmak için sebepsizce korna çaldığını görüyorum. Yol çalışması veya kaza yüzünden trafik kilitlendiğinde, kornaya basmanın yolu açmayacağını bile bile hırsını kornadan çıkaran onlarca sürücü var.
Can Taşıyan Ambulansa Bile Anonsla Yol Veriliyor!
Beni en çok yaralayan ve "insanlığımız nereye gidiyor?" dedirten manzaralardan biri de acil durum araçlarına karşı sergilenen tutum. Gece şehir içi aydınlatmaları yeterli olmasına rağmen göz bozan uzun farları yakmak, peş peşe boş selektörler vermek bir yana; içinde can taşıyan ambulans ve itfaiyeye yol verilmiyor. Sürücüler, ancak araç içinden "Anons yapıp cezai işlem uygulayacağız!" uyarısını duyduktan sonra isteksizce yol açıyor. Seyir halindeyken aracın camını açıp dışarı çöp atmak ise kent kültüründen ne kadar uzaklaştığımızın ayrı bir kanıtı.
Kural İhlalini "Hız Şovu" Diye Anlatan Zihniyet
Yolculuklar ve sohbetler esnasında karşılaştığımız söylemler de sorunun ne denli derin olduğunu gösteriyor. Masalarda "Ben otobanda 200 km gittim", "Bende tık yok, 220 km'yi gördüm", "Ben 250 km hıza ulaştım, rüzgar gibiydim" diyerek kuralları, kendi canını ve başkalarının hayatını hiçe saymayı bir hürriyet veya kahramanlık gibi anlatan bir anlayışla karşı karşıyayız.
Sonuç: Birlikte Yaşama Disiplini Şart!
Saymakla bitmeyecek kadar çok sorunumuz var ve bu liste uzayıp gidiyor. Bizler toplumsal disiplini, kurallara bağlılığı ve birbirimize olan saygıyı bir yaşam biçimi haline getirmediğimiz sürece, hatalarımızla her zaman geride kalmaya mahkûmuz. Alman disiplini veya Avrupa standartları dediğimiz şey sadece gelişmiş yollardan ya da lüks araçlardan ibaret değildir; o yollarda birbirinin hakkına ve canına gösterilen saygıdır. Bu zihniyet dönüşümünü sağlamadığımız ve hatalarımızla yüzleşmediğimiz sürece, medeniyetin yanına bile yaklaşmamız mümkün görünmüyor.
Saygılarımla,