Leyla Sapmaz
Körleştiğimiz Fırtına: Haklar, Çocuklar ve Isınan Dünyamız
Bugünlerde her şey bir vitrin, her duygu bir gösteri sanki. Ekolojik felaketleri, çocukların maruz kaldığı adaletsizlikleri ve ağır insan hakları ihlallerini bile sosyal medyada bir beğeni daha almak için konuşuyoruz. Nurullah Ataç’ın o haklı sitemi bugün ekranlarımıza yansıyor: "Anadolu kentlerini, köylerini (köy sözünü de çekinerek yazıyorum) gezsek bile görmek için değil, kendimizi göstermek için geziyoruz." Gerçekten "görmek" ise, konfor alanımızdan çıkmayı ve hakiki bir yüzleşmeyi gerektiriyor.
Gösteriş İçin Değil, Görmek İçin
Küresel iklim krizinin ortasındayız. Kuruyan göller ve yok edilen doğa sadece ekolojik bir kriz değil; bir insan hakları ve en temelde bir çocuk hakları ihlalidir.
- Geleceği Çalınan Çocuklar: Onlara miras bıraktığımız dünya giderek nefes alınmaz bir hale gelirken, sahte çevrecilik oynamak çocukların geleceğinden çalmaktır.
- Temel Hakların Yok Oluşu: Temiz havaya, suya ve adil bir yaşama erişim lüks değil, her çocuğun doğuştan gelen hakkıdır.
Eşitliğin Zorunlu Tramvayı
Doğanın yıkımı ve adaletsizlik, uzun vadede hiçbir zümreyi es geçmez. Asıl çözüm, imtiyazların ortadan kalktığı bir hukuk ve vicdan sistemindedir. Falih Rıfkı Atay’ın satırlarındaki o tablo aslında özlediğimiz eşitliğin ta kendisidir: "Fakat yol otomobillere yasak olduğundan o da herkes gibi tramvaya biner, kimse kendisine dikkat etmez."
İklim krizi ve insan hakları mücadelesinde hepimiz o zorunlu tramvaydayız. Bireysel ayrıcalıkların gezegeni kurtarmaya yetmediği, her çocuğun aynı adil dünyada doğduğu ve kimsenin kimseyi ezmediği bir düzen kurmak zorundayız. Şatafatlı otomobillerimizi geride bırakıp, o eşitlik tramvayına binmenin vakti çoktan geldi.
Fırtınadan Sonraki O Sıcak Oda
Dünyayı; bitmek bilmeyen tüketim hırsımızla fırtınanın, soğuğun ve karanlığın içine kendi ellerimizle sürükledik. Çocuklarımızı bu korkudan koruyacak olan şey gösterişli nutuklar değil, doğayla ve birbirimizle kuracağımız gerçek bir dayanışmadır. Halide Edip Adıvar’ın kaleminden dökülen o derin huzuru onlara borçluyuz: "Fırtınadan, soğuktan, karanlıktan ve biraz da korkudan sonra bu sıcak, aydınlık ve sevimli odanın havasında erir gibi oldum."
O sıcak ve aydınlık odayı çocuklarımız için yeniden inşa edebilmek için insan onurunu ve doğanın dengesini her şeyin üstünde tutmalıyız. Yoksa kendi yarattığımız bu fırtınada sonsuza dek üşümeye mahkum olacağız.