Beğeni uğruna feda edilen kutsallar ve dijital esaret

Bir toplumun temelini oluşturan ve onun ayakta kalmasını sağlayan inançları, ahlaki, kültürel ve milli değerleri bunun yanı sıra aile mahremiyetleridir. Toplumları dokunulmaz kılan ve ona kutsiyet katan bütün bu değerler; bilgiye ve birbirimize en hızlı ulaştığımız bu dijital modern çağda pırıltılı ekranların, göz alıcı ışıkların ve durmaksızın dönen bu tüketim çarkı uğruna feda edilmektedir.

Toplumlar bir günde çökmez, önce hassasiyetlerini kaybederler. Sosyal medyanın içerik üretme yarışı, içi boş bir özgürlük kavramının serbestîye dönüşmesi ve arkasından getirdiği ahlaki yozlaşmadır. Birbirini besleyen bu kısır döngü, toplumu içten içe ve sinsice çürütmektedir.

Sosyal çürüme; gürültüyle gelen bir yıkım değildir, doğası gereği sessiz ve yavaş ilerlemektedir. Fark edilmeyen bir pas, kökleri içten kemiren bir sızıntı gibi kusursuzca işler. Sonrasında ise sessiz bir kabulleniş, derin bir kayıtsızlık ve neticesinde “bana necilik” salgınıyla toplumları kuşatır. Şimdilerde ise sosyal çürüme artık gizli kapılar ardında değil, göz önündeki ekranlarda yaşanmaktadır. Toplum ise kendi yıkımını canlı yayınlarda izleyen ve bunu beğenen bir seyirciye dönüşmüştür.

Bu dijital panayır, toplumun kılcal damarlarına sızarak ahlaki çöküş yaratmaktadır.

İnsanların sosyal medyada “görünür olma” arzusu mahremiyetin kaybolmasına, kutsal saydıklarımızın birer etkileşim malzemesi haline gelmesine; şiddetin, nefretin ve cehaletin daha çok izlenmek uğruna sıradanlaştırılmasına; özgürlüğün “canının her istediğini başkalarını hiçe sayarak yapabilmeye” dönüşmesine; doğruluğun ve dürüstlüğün “enayi” sıfatına dönüşmesine, kurnazlığın ve haksız kazancın ise alkışlanmasına, her türlü teşhirciliğin modern olma adı altında normalleştirilmesine sebep olmaktadır.

İnsanların doymak bilmeyen “etkileşim” çarkı; dün uğruna can verilen değerleri, hoyratça çiğnemeyi bir “özgürlük” veya “eğlence” zannederek harcamaktadır. Toplumun en mukaddes sığınağı olan dini ve milli değerlerini birkaç fazla “beğeni” uğruna içerik malzemesi olarak kullanmaktadırlar.

Toplumsal hafızanın yok olmasıyla dün infial yaratan bir ahlaki çöküş, bugün sosyal medyada ekran kaydırma hareketiyle unutulup gitmektedir. Ahlaki pusulanın yok olmasıyla birlikte vicdanın anlık bir tepki sonrasında kayıtsızlığa dönüşmektedir. Sosyal medyanın “içerik” algoritmaları insan zihnini adeta uyuşturmaktadır.

İnsanlar özgürleştiğini sanırken dijital dünyanın kölesi haline geldiğini ne zaman anlayacaktır? Ahlaki zemini kaybeden bir toplum yarına miras olarak ne bırakabilecektir?

Toplum, kötülüğü ve yozlaşmayı anlık birer içerik gibi tükettikçe, kendi vicdanının cenazesini kaldıran sessiz bir kalabalığa dönüşecektir.

Toplumu, bu sinsice ilerleyen çürümeye karşı ayağa kaldıracak şey eğitim sistemini kariyer odaklı yarıştan çıkarıp; insanı merhametle, adaletle ve ahlaki sorumlulukla donatan bir yuvaya dönüştürmektir. Özgürlüğü, başkasının hakkını ve ortak yaşamın kutsallığını koruma erdemi olarak insanlara yeniden aşılamalıyız. Ekranların uyuşturucu etkisine karşı kütüphaneleri, sanatı, kültürel mirası kale gibi savunmayı, kötülüğün ve yozlaşmanın karşısında cesurca durmayı öğretmelidir.

Albert Einstein dediği gibi” Dünya kötülük yapanlar yüzünden değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Esra Özatak Arşivi

Kalemlerin gölgesinde ölümler

18 Nisan 2026 Cumartesi 22:36

Sessizliğin Suç Ortaklığı

19 Şubat 2026 Perşembe 08:08

Dünyada Ne Çok Kötülük Var

08 Şubat 2026 Pazar 11:07

Yitip giden yıldızlar: çocuklarımız

28 Ocak 2026 Çarşamba 22:29

Uzaklarda Bir Yaşam: Hakkari

06 Ocak 2026 Salı 12:13