Leyla Sapmaz
Hevi: Umudun ve İhtirasın Kadim Terazisi
Anadolu'nun sararmış bozkırlarında, rüzgarın kerpiç duvarlara çarparak fısıldadığı kadim bir sır vardır. Bu sır, insanın kendi içindeki en büyük hesaplaşmasını, yani var olma telaşıyla geleceğe duyulan inancın sessiz çatışmasını anlatır. Kürtçe bir kelime olan ve içimizi ısıtan Hevi (umut), bu uçsuz bucaksız coğrafyanın yegane direncidir.
İki Uçlu İnsan Doğası
Eski Anadolu köy kültürü, insanı tüm kusurları ve erdemleriyle bir bütün olarak kucaklamayı başaran eşsiz bir laboratuvardır. Bu topraklarda umut ve açgözlülük, birbirine zıt iki düşman değil, insanın hayatta kalma terazisindeki iki farklı kefedir. Kimseyi yargılamadan, kimseyi zan altında bırakmadan bu iki duyguyu anlamak, insanın doğayla kurduğu ilişkide gizlidir.
- Kaygının Gölgesi: Açgözlülük, sanıldığının aksine saf bir kötülükten beslenmez. Sert geçen kışların, kıtlığın ve belirsizliğin yarattığı derin bir hayatta kalma refleksidir. Sadece "ben" demenin, korkunun hırsa bürünmüş halidir.
- Paylaşımın Gücü: Hevi ise, korkuya karşı verilen en asil cevaptır. Tarlaya atılan tohuma, gökten düşecek yağmura ve en önemlisi komşuya duyulan güvendir. "Biz" olabilme sanatıdır.
Kerpiç Duvarlar Arasındaki Bilgelik
O eski köylerde, insanın hırsları doğanın sarsılmaz kurallarına çarpıp ehlileşirdi. Kışlık erzak hazırlığında bir hanenin ambarı hırsla gereğinden fazla dolduğunda bile, kimse o aileyi dışlamazdı. İmece kültürü ve mahalle baskısından ziyade var olan "mahalle vicdanı", o fazlalığı doğal bir akış içinde ihtiyaç sahibinin sofrasına taşırdı. Sistem, suçlamak yerine onarmak ve dengelemek üzerine kuruluydu. Yer sofrasındaki sıcak tandır ekmeğinin buharı, tüm ihtirasları eritip geriye sadece hevi’yi bırakırdı.
Bugüne Taşıyacağımız Şifa
Modern çağın bitmek bilmeyen tüketim çılgınlığı ve hız tutkusu içinde, Anadolu’nun bu eski köy kültüründen alacağımız çok pratik ve faydalı bir ders var: Denge. Korkularımızın bizi amansız bir biriktirme hırsına sürüklemesine izin vermeden, hayata dair inancımızı yani hevi’yi canlı tutmak en büyük şifamızdır. Tüketmek yerine üretmenin, bireysel hırslar yerine ortak umudun izinden gitmek, bugün kaybettiğimiz iç huzuru bulmanın en sade yoludur.