Murat Taş
Dilsiziz, Sağırız, Körüz Ve En Acısı: Duyarsızız.
Dilsiziz… Sağırız… Körüz… Ve En Acısı: Duyarsızız
Bir şehir düşünün…
Dağları yüksek, insanı kadim, acıları ise sessiz.
Bir şehir düşünün…
Yıllar içinde büyüyen bir yarası var ama kimse dönüp bakmıyor.
Hakkâri’de son 24 yılda yaşananlar bir istatistikten ibaret değil. Rakamlar soğuk olabilir ama onların arkasında yarım kalmış hayatlar, sessiz çığlıklar, duyulmayan yardım çağrıları var. Nüfusa oranla yaşanan artış, bu kentin artık “öncelikli” bir sorunla karşı karşıya olduğunu açıkça söylüyor. Ama biz hâlâ susuyoruz.
En çok gençler…
Hayatının baharında olanlar…
Henüz yolun başındayken yükü sırtına yüklenenler…
Eğitim alıyor ama iş bulamıyor.
Hayal kuruyor ama imkân bulamıyor.
Konuşmak istiyor ama dinleyen yok.
Depresyon, yalnızlık, ekonomik sıkışmışlık, aile içi iletişimsizlik, sosyal baskılar, kültürel daralmışlık, gelecek kaygısı…
Hepsi üst üste geliyor. Bir de buna sosyal medyada parlatılan hayatlar, başka şehirlere duyulan özenti, “başaramazsan değersizsin” duygusu ekleniyor. Sonra genç bir insan, bu yükün altında eziliyor.
Hakkâri’de spor alanı az, kültürel etkinlik yok denecek kadar sınırlı, gençlerin nefes alacağı sosyal alanlar yetersiz. Mezun olan genç, işsiz. İşsiz olan genç, umutsuz. Umutsuzluk ise en tehlikeli yalnızlıktır.
Aileler konuşmuyor.
Toplum görmezden geliyor.
Yönetenler çoğu zaman sadece izliyor.
Düğünlerin bile yük olduğu, borcun mutluluk sayıldığı, “el âlem ne der”in insan hayatından daha değerli görüldüğü bir yerde, sessizlik büyüyor.
Madde bağımlılığı bir kaçış oluyor. Şiddet normalleşiyor. Duygular bastırılıyor. Sonra biri gidiyor… Ve biz sadece “çok üzüldük” diyoruz.
Ama yetmiyor.
Bu şehir neden sessiz?
Neden her kayıptan sonra üç gün konuşup sonra unutuyoruz?
Neden önleyici bir refleksimiz yok?
Neden psikolojik destek hâlâ bir “ayıp” gibi görülüyor?
Belki de en acı gerçek şu:
Biz alıştık.
Oysa alışmak, kaybetmenin en tehlikeli hâlidir.
Bu yazı bir suçlama değil; bir vicdan çağrısıdır.
Ailelere… Konuşun. Dinleyin.
Yöneticilere… Önlem alın, projeler üretin.
Sivil topluma… Sahaya inin.
Topluma… Görün, duyun, sahip çıkın.
Ve gençlere…
Yalnız değilsiniz. Konuşmak zayıflık değil, hayatta kalma cesaretidir.
Hakkâri dilsiz olmak zorunda değil.
Sağır olmak kader değil.
Körlük tercih.
Ama duyarsızlık… İşte onu biz seçiyoruz.
Artık seçmeyelim