Leyla Sapmaz
Kazan Doğurdu da, İnsanlık Nerede Öldü?
Nasrettin Hoca’nın meşhur "Kazan Doğurdu" fıkrasını bilmeyenimiz yoktur. Komşusundan aldığı kazanı, içine küçük bir tencere koyup "Kazanınız doğurdu," diye geri verir Hoca. Komşu sevinçle kabul eder. Ancak gün gelir, Hoca kazanı tekrar ister ve bu kez geri getirmez. Merakla kapıyı çalan komşuya cevabı nettir: "Sen kazanın doğurduğuna inanıyorsun da, öldüğüne neden inanmıyorsun?"
Bugün dünya sahnesi, tam da bu fıkranın trajikomik bir aynası haline gelmiş durumda.
Küresel Duyarlılığın Çifte Standardı
Mesele küresel kaynakların, gücün ve zenginliğin paylaşılmasına geldiğinde; modern dünya "kazanın doğurduğu" fıkra kısmını büyük bir iştahla kabul ediyor. Sanayi devrimleri, teknolojik sıçramalar, yapay zekâ çağının getirileri hep o büyük küresel kazanın doğurduğu nimetler. Güçlü ülkeler ve elitler, bu pastadan en büyük payı alırken sistemin tıkır tıkır işlediğini savunuyor.
Ancak ne zaman ki aynı kazandan yükselen çığlıklara, adaletsizliğe ve yıkıma sıra geliyor; işte o an dünya derin bir sessizliğe bürünüyor. Gazze’de yaşanan insani dram, modern dünyanın en büyük sınavı olarak karşımızda duruyor. Yıllardır süren bombalamalar, kaybedilen masum hayatlar ve çocukların ellerinden alınan yarınlar karşısında küresel vicdan adeta Hoca'nın komşusu gibi şaşkın ve işlevsiz.
Savaşların bitmesi, sadece askeri operasyonların durmasıyla değil; "kazanın öldüğünü", yani insanlığın, adaletin ve uluslararası hukukun can verdiğini kabul etmekle başlar. Gazze'de yaşananlar, dünyanın küresel duyarlılık testinde nasıl sınıfta kaldığının en somut kanıtıdır.
Eşit Paylaşım ve Gerçek Barış
Dünya genelindeki çatışmaların, savaşların ve bitmek bilmeyen krizlerin temelinde tek bir gerçek yatıyor: Gücün ve kaynakların adaletsiz paylaşımı. Bir tarafta lüks içinde yaşayan ve kaynakları tüketen bir azınlık, diğer tarafta en temel yaşam hakkı olan temiz suya, güvenliğe ve barışa hasret bırakılan milyonlar.
Nasrettin Hoca yüzyıllar öncesinden bugünün küresel siyasetine şu soruyu soruyor: Nimetleri (doğuran kazanı) paylaşırken gösterdiğiniz o büyük kabulü, neden külfetleri, sorumlulukları ve adaleti paylaşırken göstermiyorsunuz?
Eğer bu dünyada savaşların gerçekten bitmesini istiyorsak, coğrafya ayırt etmeksizin her coğrafyanın acısına eşit derecede duyarlı olmak zorundayız. Barış; sadece kazanın doğurduğu zenginlikleri değil, adaleti ve insan onurunu da eşit paylaştığımız gün gelecektir. Aksi takdirde dünya, kendi yarattığı adaletsizlik denizinde boğulmaya mahkûmdur.