Leyla Sapmaz
Sessizliğin Cürümü: Hakikati Tabuta Koymak ve O İmkânsız Rövaşata
Suç işlemek, insanın karanlık tarafıyla aniden yüzleştiği, bir anlık kontrol kaybı ya da kasti bir sapmadır. Ancak suçun hemen sonrasında başlayan o hummalı faaliyet; delilleri gizleme, izleri silme ve gerçeği örtbas etme çabası, anlık bir hezeyan değil, son derece soğukkanlı bir inşadır. Bir insan suç işlediğinde yasaları ya da ahlakı çiğner; fakat delilleri yok ettiğinde, bizzat hakikatin varoluşuna savaş açar.
Gerçeğin üzerini örtmek, aslında bir vicdan intiharıdır. Kan damlalarını silerken, mesajları yok ederken ya da bir eşyayı toprağa gömerken, fail sadece maddi bir kanıtı değil, kendi insanlığını da o karanlığa gömer. Peki ama, koca bir evrenin hafızasından bir anı silmek gerçekten mümkün müdür?
Mahsun’un Masum Cürümleri
Bu noktada Derviş Zaim’in eşsiz eseri Tabutta Rövaşata’nın o üşüyen kahramanı Mahsun’u hatırlamamak elde değil. Rumelihisarı'nın ayazında, sadece donmamak için çaldığı arabalarla geceyi geçiren o kimsesiz adam… Mahsun’un suç pratikleri, modern insanın delil karartma ikiyüzlülüğüne atılmış en naif tokattır.
- İz Bırakmamak Değil, İzi Temizlemek: Mahsun, sığındığı arabaları "delil bırakmamak" için yakıp yıkmaz, şasi numaralarını kazımaz. Tam aksine, sabah olduğunda arabayı yıkar, temizler, pırıl pırıl yapıp aldığı yere sessizce geri bırakır.
- Kötülüğün Yokluğu: Onun "suçunda" gerçeği bükmek, bir başkasını mağdur edip sıyrılmak yoktur; sadece hayatta kalabilmek için hakikatten ödünç alınmış birkaç saatlik sıcaklık vardır.
Bugün suçu ve delil gizlemeyi bir sanat haline getirenler ise Mahsun’un tam zıddıdır. Onlar başkalarının hayatlarını, haklarını ya da nefeslerini çalarlar ve ardından o "arabayı" tamamen küle çevirirler ki, kimse o hırsızlığın yaşandığını ispat edemesin.
Dar Alanda Hakikatin İnadı
Delilleri karartmak, mecazi anlamda hakikati bir tabuta koyup kapağını çivilemek demektir. Fail, o kapağı kapattığında, toprağı da üzerine attığında her şeyin bittiğini, sessizliğin galip geldiğini sanır. Oysa hakikat, o daracık, oksijensiz ve ışıksız tahta kutunun içinde bile canlıdır.
"Tabutta rövaşata atmak, fizik kurallarına, mantığa ve mekana meydan okumaktır. Çaresizliğin en yoğun olduğu yerde, imkansızı denemektir."
İşte ustalıkla gizlenmiş, üzeri örtülmüş, izleri silinmiş her suçun ardından hakikatin yaptığı şey tam olarak budur. Üzerine atılan onca toprağa, silinen onca parmak izine rağmen, o karanlık ve daracık tabutun içinde sırtını tahtaya verir, yerçekimine isyan eder ve o muazzam rövaşatayı vurur. O vuruş, tabutun tahtalarını parçalar ve yalanların üzerine inşa edilmiş o sahte düzeni darmadağın eder.
Çünkü evrenin kusursuz bir hafızası vardır. Sildiğinizi sandığınız kan lekesi vicdanınıza sıçramış, yaktığınızı sandığınız delilin dumanı ruhunuza sinmiştir. Kendi ellerinizle inşa ettiğiniz o tabutta, gerçeğin atacağı o son ve bitirici rövaşatayı beklemekten başka çareniz yoktur. Ve inanın bana, o maçın düdüğü asla failin istediği zaman çalmaz.