​Adaletin Terazisi ve İnsanın Onuru

​“Allah’ım kalemime keskinlik ve hayır ver, hayra vesile et. Oku!…”

​Bugün artık bir şeyler düzelmeli. Hukuk ekmektir, hukuk sudur. Tarihe dönüp baktığımızda adaletin terazisini tutan Peygamberlerin ahlakını, İskender’in kılıcındaki keskinliği, Atilla’nın kurallarındaki o tavizsiz netliği görürüz. Adalet, bir toplumun can damarıdır; o tıkanırsa, vicdanlar boğulur.

​Devlet büyüklerimize ve makamlara saygım sonsuzdur. Bu satırların amacı asla kurumları zan altında bırakmak, devleti yıpratmak değildir; tek gayem edebi bir kaygıyla, kamu vicdanını kanatan ve şahsi hırslara kurban edilen bir yarayı tarihe not düşmektir.

​Bir insan, hele ki adalete hizmet eden bir hukuk insanı, hakkını aradığı için kamu yetkileri kullanılarak cezalandırılmamalıdır. Kamu gücünü şahsi bir kalkan, bir intikam aracı olarak kullanıp; mağduru bir depo köşesine kapatmak, yetkilerini elinden almak adaletin neresine sığar? Hak arayan birini, sırf sesini çıkardı diye makyajlanmış bir tecritle çaycının bile adapsız hareketlerine maruz bırakmak, insan onuruyla oynamaktır. Gülistan Doku ve benzeri sızılı örnekler bize çok net göstermiştir ki; idare veya güç sahibi taraf daima ve mutlak surette haklı olamaz.

​Kamu yararı kisvesi altında kişisel husumetlerin güdülmesi ve yetki saptaması yoluyla hak arama hürriyetinin engellenmesi, hukukun kabul edeceği bir durum değildir. Yetkisiz TCKN sorgulamalarıyla kendince zafiyetler aramak, başvurucuları kurgularla tuzağa düşürmek, hak arayanı evinin kapısına kadar ayak takımının tacizine, ısrarlı takibe ve baskısına uğratmak insan hakkı ihlalidir. İdarenin koridorlarında dijital verilere müdahale edilmesi, donanımların ve bilgisayarların kasıtlı olarak alınarak bekletilmesi suretiyle delillerin karartılması adaletten kaçmaktır. Hukuki boşluklardan veya sürecin yavaşlığından faydalanarak; mobbing gibi kapı gibi sağlam delillerin olduğu süreçlerde manipülasyon yapmak, gücün açıkça kötüye kullanılmasıdır.

​O zaman ne yapmalı? İnsan, doğrudan hakkını aramadan kendi ellerine kelepçe mi takmalı? Aksine; polisin yetkileri ve koruma kalkanı artırılmalı, devletin saygın ve çalışkan neferleri bu kurgu sistemlere yem edilmemelidir.

​Dijital bir çağdayız; iddiaların yaklaşık dahi olsa bir karşılığı varsa, derhal HTS, PTS ve kamera kayıtlarıyla tespit yapılmalıdır. Toplum olarak her şeyimiz kusursuz olsa, "her yere sesli ve görüntülü kamera koymak KVKK'ya aykırıdır" derdik; ancak geldiğimiz noktada liyakatsizliğin ve manipülasyonun önüne geçmek için her kritik noktaya bu denetim mekanizması şart olmuştur.

​Amacımız kurumları kırmak veya dökmek değil, ama artık şapkanın öne konma vakti gelmiştir. Ailece, liyakatsizlikle koltukları dolduranların, masum insanların bilgisayarlarına girip verilerini yayanların, gece gündüz demeden ahlaksız kişilere insanları takip ettirenlerin en ağır şekilde bedel ödemesi; gerekirse en ağır ve caydırıcı cezalarla yüzleşmesi gerekir.

​Tüm bu organize eziyetlere ve sistemsel ihlallere karşı açılan davalarda süreç devam etmektedir. İnancımız odur ki; kurum içi zafiyetleri ve ucuz kurguları gizlemek adına sahnelenen bu oyunlar, bağımsız mahkemelerimiz ve yargımız önünde birer birer bozulacaktır. Yüce Türk adaletinin ve saygıdeğer hakimlerimizin bu manipülasyonları göreceğine, adaletin o sarsılmaz terazisinin hakikati ortaya çıkaracağına olan inancımız tamdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Leyla Sapmaz Arşivi

Ruhun Darası

01 Eylül 2026 Salı 15:56

​Gökyüzü Yalnızca Uçurtmaların Olsun

26 Ağustos 2026 Çarşamba 09:02

Hevi: Umudun ve İhtirasın Kadim Terazisi

20 Ağustos 2026 Perşembe 11:17

Ustanın saati ve kusursuz ahenk

18 Ağustos 2026 Salı 12:20