Leyla Sapmaz
Ruhun Darası
İnsanlığın kadim serüveni, gücün kibri ile yokluğun çaresizliği arasında bir sarkaç gibi gidip gelir.
Yüzyıllardır değişmeyen tek gerçek, insanın kendi içine yaptığı yolculukta neyi pusula olarak seçtiğidir. Kültürümüzün iki zıt ama bir o kadar da sarsıcı figürünü düşünün: Kuru çayın üzerine köprü kurup geçenden de geçmeyenden de zorla akçe alan Deli Dumrul ve tüm malını, mülkünü, statüsünü kaybedip şehrin kalabalığında sıradanlaşan Züğürt Ağa.
Bu iki simge, bugün yüzleşmek zorunda olduğumuz toplumsal ahlakın ve bireysel çürümenin en net aynasıdır.
Kuru Köprüde Bencilliğin İflası
Deli Dumrul’un kuru çay üzerine kurduğu o köprü, aslında bencilliğin, kibrin ve başkasının hakkını gasp etmenin taştan bir anıtıdır.
Ortada bir su, bir fayda yokken güç kullanarak haraç kesmek, suçun ve zorbalığın en ilkel halidir. Bugün toplumsal hayatımızda "kuru köprüler" kurup, kendi çıkarı için başkasının hakkına göz diken her eylem, o ilkel bencilliğin bir yansımasıdır.
Oysa hikayenin sonu net bir gerçeği yüzümüze çarpar: Mutlak güce ve hakikate toslayan kibir, yerle yeksan olmaya mahkumdur. Suç ve zorbalık üzerine kurulan hiçbir köprü, insanı huzura ulaştırmaz.
Ağa'nın Çarığı ve Çıplak Gerçek
Diğer yanda, feodal gücün zirvesinden sıfır noktasına düşen Züğürt Ağa vardır. Ağa'nın hikayesi, maddiyatın ve unvanların ne kadar geçici olduğunun sarsıcı bir kanıtıdır.
Statüler, zenginlikler ve ayrıcalıklar insanın elinden alındığında geriye yalnızca saf "insan" kalır. İşte eşitlik ve adalet tam da burada başlar.
Bir toplum, insanların sahip oldukları unvanlara göre değil, taşıdıkları vicdana göre şekillenmelidir. Kendi konfor alanını korumak için başkalarını ezen zihniyet, eninde sonunda kendi yalnızlığında boğulacaktır.
Erdemin Terazisi: Dayanışma ve Hak
Deli Dumrul’un kibrinden arınıp, Züğürt Ağa’nın yaşadığı o çıplak gerçeklikten ders çıkardığımızda, bizi bir arada tutacak yegâne formül ortaya çıkar. Bu formülün çimentosu şudur:
Adalet ve Hak: Güçlünün değil, haklının gözetildiği sarsılmaz bir temel.
Merhamet ve Ahlak: Bencilliğin panzehiri olarak, başkasının derdini kendi derdi bilebilme erdemi.
Dayanışma ve Birlik: Hiç kimsenin kuru köprülerde tek başına haksızlığa uğramaması için omuz omuza durma iradesi.
Suç işleme eğilimi, bencilliğin ve başkasını yok saymanın karanlık bir sonucudur. Oysa ahlak ve merhametle örülmüş bir toplumda, bireyler birbirinin kurdu değil, yurdudur.
İhtiyacımız olan şey, kuru sulara köprü kurup güç gösterisi yapmak değil; adaletin, eşitliğin ve beraberliğin omuzlarında yükselen, sarsılmaz bir dayanışma inşa etmektir.
Unutmamak gerekir ki; yalnızlık ve kibir köprüde haraç kesmek, birlik ve beraberlik ise o köprüden el ele, onurla geçmektir.