Leyla Sapmaz
Miras Bırakılan Kibirden Modern Koltuk Ağalığına
Eski sinema karelerini ya da edebiyat sayfalarını hatırlayalım: Bir köyün, bir toprağın üstüne gölgesi düşen o eski ağalar... Mahsulün ne kadar olacağından kimin kiminle evleneceğine kadar karar veren, gücünü mülkiyetin ve imtiyazın kontrolsüzlüğünden alan figürler.
O dönemin "ağalığı", somut bir arazi ve gözle görülür bir tahakküm üzerine kuruluydu. Yeşilçam ekranlarında veya edebiyat romanlarında o sert uyarısını yapan Baran Dede gibi kadim karakterlerin haklı çığlığı tam da bu noktada yükselirdi. Heybetiyle oturduğu yerden etrafı süzen o bilge dede, raconu kesip tek bir lafla noktayı koyardı: "Kibrinizle ördüğünüz o duvarlar elbet yıkılır; bu gidişle sen de olsan olsan ancak 'son hizip bükücü' olursun!" Bu uyarı, gücü sonsuz sananların kaçınılmaz sonunu ve kibirle kurulan tezgahların çürümeye mahkûm olduğunu hatırlatan tarafsız bir vicdan sesiydi.
Zaman değişti, feodal yapıların sınırları eridi ama insan tabiatının o karanlık hırsı yok olmadı. Ağalık ölmedi; sadece biçim değiştirdi, takım elbise giydi, kartvizit edindi. Modern dünyada artık toprağa değil, kamu ve toplum yararına işletilmesi gereken yapılara çöken "yeni nesil ağalar" türedi. Bir alanı, bir işleyişi ya da bir mekanizmayı kendi babasının tapulu malı zanneden bu zihniyet; liyakati yok sayarak kendi küçük dükkanını, kendi güç odağını kurma derdine düşüyor.
Bu modern feodalizmin en büyük silahı ise hizipleşmedir. Bir yapının içine sızan, köşe başlarını tutan ve kendinden olmayana hayat hakkı tanımayan bu yapılar, tam anlamıyla bir kurumsal zorbalık üretir. Üretimi, liyakati ve devletin ali menfaatlerini gözetmek yerine; kendi lobilerini, kendi çetesini beslerler. Kendilerine biat etmeyeni ötekileştirir, yetkin insanları pasifize eder ve ortamın enerjisini emerek görünmez bir kabadayılık taslarlar.
Peki, bu modern zorbalarla mücadele nasıl olmalı?
Hukuki süreçlerin ve cezaevlerinin ötesinde, bu kişilere uygulanacak en etkili yaptırım "açık hava cezaları"dır. Fiziksel parmaklıklar olmadan da adaleti ve kamu vicdanını tatmin etmek mümkündür. Bu ceza, o kişilerin kibrini ve sahte karizmasını toplum ve sistem önünde sıfırlamaktır:
- Gayriresmi Nüfuzun Bıçak Gibi Kesilmesi: Kendilerine vehmettikleri "dokunulmazlık" zırhının yırtılması ve tüm gayriresmi yetkilerinin elden alınması.
- İzolasyon ve Pasifizasyon: Kurdukları çıkar ağlarının dağıtılarak, yapının en işlevsiz ve yalnız noktalarında görevlendirilmeleri.
- İtibarın Asıl Sahibine İadesi: "Ben olmasam bu çark dönmez" diyenlerin, aslında sistemin sırtında bir yükten ibaret olduğunun açıkça görülmesini sağlamak.
- Sıkı Şeffaflık ve Performans Baskısı: Altı boş retoriklerin değil, sadece somut ve net çıktıların talep edildiği bir çalışma disiplinine mecbur bırakılmaları.
İşte tam bu aşamada, devletin tarafsız ve derinlemesine işleyen denetim mekanizmalarının dikkati devreye girmelidir. Gerçek denetim, alttan alta gelişen bu güç odaklarını tespit etmekle yükümlüdür. Bir birimde neden sürekli huzursuzluk var? Neden yetkin insanlar bastırılıyor da hep aynı dar kadro yükseliyor? Bu soruların peşine düşen bir denetim, devletin ve kamunun geleceğini koruma altına alır. Kıymetli Devlet Büyüklerimiz elbette bunun da önünü kesecektir. Devletin dili hem resmi hem keskin hem şefkatlidir.
O bilge dedenin kehaneti günümüzde de aynen işler: Gücü ve yetkiyi kendi şahsi mülkü sananlar, tarihin sayfalarında sadece "son hizip bükücü" unvanıyla birer ibret vesikası olarak kalır. Şeffaflığın ve adaletin ışığı yakıldığında, modern ağaların gölgeleri de yok olup gitmeye mecburdur.