Leyla Sapmaz
Zamanın Aynasında: "Yokluk" ve Sarayın Soytarısı Üzerine Bir Deneme
Eski zaman diyarında, görkemiyle anılan bir ülkenin saray koridorlarında adalet ve liyakat terazisini elinde tutmaya çalışan hamiyetli, erdemli insanlar her devirde var olmuştur. Ancak tarihin her sayfasında olduğu gibi, o kadim ülkenin parlak dönemlerinde bile gölgeyi ışığa tercih eden figürler eksik olmamıştır.
Kürtçe deyişte denildiği gibi:
"Tunebûn ji hebûnê mezintir e..." (Yokluk, varlıktan daha büyüktür bazen...)
"...Avê ne ji behrê ji çolê bipirse..." (Suyu denizden değil, çölden sor...)
Gerçekten de bazı karakterlerin ruhundaki "yokluk" (karakter, erdem ve ahlak yoksunluğu), sahip oldukları geçici imkânlardan çok daha büyüktür. Onların bu susuzluğunu ve varlık krizini anlamak için denize değil, çölün kıyısındakilere bakmak gerekir.
Sarayın Kulisleri ve Takla Atan Soytarılar
O ülkenin en muteber vezirleri ve devlet akılları, ülkenin refahı için gece gündüz demeden çalışırken; sarayın etrafında dolanan bazı siluetler hep var olmuştur. Güvercin misali her rüzgâra göre yön değiştiren, menfaati uğruna takla atmaktan çekinmeyen, kıskançlığıyla sarayın huzurunu kemiren bir soytarı profilini tarih asla unutmaz.
Bu tip figürlerin en belirgin vasfı, kendi yetersizliklerini örtmek için etrafa iftira tohumları saçmalarıdır. Bulundukları makamın veya konumun ağırlığını asla kaldıramazlar; çünkü kantarın topuzunu kaçırıp yerlerini bilmekten uzaktırlar. Sarayın en gizli dehlizlerindeki mahrem bilgileri, devlete ait sırları çıkar uğruna dışarı taşıyan, delilleri karartmaya ve olan biteni örtbas etmeye çalışan bu karakterler, aslında kendi küçük dünyalarının kurbanıdırlar.
Dijital Çölün Serapları
Eski devirlerde bu tür insanlar meydanlarda veya saray kapılarında oynarlardı; günümüzün modern masallarında ise ekranlar arkasında, dijital meydanlarda kendilerini gösterirler. Sabahın erken saatlerinde dahi zihinleri iftira ve gürültüyle meşgul olan bu kimseler, asıl niyetlerini gizleyebileceklerini sanırlar. Oysa üstü kapalı mesajlar, bu zevatın korkularını ve telaşını açıkça ele vermektedir.
Hukukun ve adaletin süzgecinden geçen süreçlerin selametine halel getirmeden, bu tür kurnazlıkların tarihte de bugünde de bir karşılığı olmadığını bilmek gerekir. Hamiyetli insanların sükûneti ve vakarı karşısında, bu ucuz oyunlar sadece birer ibret vesikası olarak kalmaya mahkûmdur.
Çünkü su akar, yatağını bulur; çölün kumları ise ne kadar savrulursa savrulur, geriye yine o kuraklık kalır.