Leyla Sapmaz
Kozmik Ölçek ve Yeryüzü Sınırları
Sonsuzluğun Tozunda Bir Vicdan Muhasebesi: İlâhî Adalet ve Zulmün Sonu
1. Kozmik Ölçek ve Yeryüzü Sınırları
Evrenin o kavranamaz büyüklüğü, milyarlarca galaksinin dans ettiği sonsuz karanlık içinde, üzerinde nefes aldığımız dünya adeta bir "evren pulu" kadar küçük, gözle görülmez bir zerre gibidir. Kozmolojik ve kutsal metinlerin işaret ettiği dünyanın yaratılış süreçleri, zamanın ve mekânın ne denli ihtişamlı bir ilâhi nizamla örüldüğünü gösterir.
Ancak bu devasa kozmik tablonun en küçük detayında, yani bu minik toprak parçasında var olan insan, ne yazık ki trajikomik bir kibirle hareket eder. Sonsuzluğun sahipleri olduğumuzu zannederek, bu geçici yeryüzünde kalıcı hükümranlıklar kurmaya çalışırız.
2. Kutsalın Maskesi Altındaki İhlaller
Bu zerre kadar dünyada, insanın insana ettiği zulüm sınır tanımıyor. İlişkilerimizin omurgasını oluşturan kul hakkı, en kolay çiğnenen değer haline gelmiştir. Lakin bu adaletsizliğin en acı boyutu, din istismarı günahları ile maskelenmesidir.
En mukaddes değerler, ilâhî buyruklar ve hakikat kisvesi, çıkarların, zulmün ve iktidar hırsının kalkanı yapılır. Dinin ruhundaki merhamet ve adalet rafa kaldırılırken, geriye sadece mazlumun ahı ve istismar edilen kutsallar kalır.
3. Sorumluluğun Sınırı ve Açık Zulüm
Ahlaki ve ilâhî prensiplerde genel kural son derece berraktır: Hiçbir günahkâr bir başkasının günahını yüklenmez; birinin yaptığı kötülük, o toplumun tamamına toptancı bir yaklaşımla atfedilemez. Kur'an-ı Kerim'de geçmiş topluluklar ve İsrailoğulları bağlamında anlatılan kıssalarda da bireysel sorumluluk, sapma ve hakikat arayışı hassasiyetle ele alınır; toptancı bir suçlama yerine ahlaki bir uyanış hedeflenir.
Ancak mesele bugünün somut gerçeğiyle yüzleşmeye geldiğinde, ilkeli duruş ile açık zulüm arasındaki çizgi netleşir. Bireysel hatalar veya münferit yanılmalar başka bir şeydir; fakat bir devlet mekanizmasının, sistematik bir ideolojinin göz göre göre, kitleler halinde işlediği insan haklarına aykırılık ve soykırım, artık bireysel bir hatanın ötesindedir.
Bugün İsrail’in açık açık gözler önünde sürdürdüğü zulüm, tarihin kaydettiği en net sistematik insanlık suçlarından biridir. Bu denli aleni, örgütlü ve pervasız bir kıyım karşısında evrensel vicdanın sessiz kalması, zulme ortak olmaktır.
4. İlâhî Adalet ve Hakikatin Tokmağı
Zalimler, ellerindeki teknolojik, askeri ve siyasi güçle bu "evren pulu" üzerinde istedikleri gibi at koşturabileceklerini, tarihin çarklarının sonsuza kadar kendi lehlerine döneceğini sanırlar. Soykırımlarla, insan hakları ihlalleriyle ve mazlumların kanıyla yazılan zaferlerin unutturulabileceğini zannederler.
Ne var ki, mülkün sahibi olan Yaratıcı’nın adaleti şaşmaz bir dakiklikle işler. İnsanlar unutur, zaman aşımı masallarına sığınılır, yeryüzü mahkemeleri gecikebilir veya taraflı kararlar verebilir; fakat Allah'ın gerçek hakim olarak tokmağı vuracağı o mukadder an yaklaşmaktadır.
Hakikatin terazisi kurulduğunda, ne o devasa binalar ne de zalimlerin arkasına sığındığı güç odakları o sert ve mutlak darbeyi engellemeye yetecektir. O tokmak vurduğunda, evrenin en ücra köşesinde bile yankılanacak olan tek ses, zerre kadar zulmün dahi karşılıksız kalmadığının ilânı olacaktır.