Eski binaların, zamana direnen yapıların kendine has bir dili vardır. Yıllar boyu içinde barındırdığı sevinçleri, hüzünleri ve belki de saklı kalmış sırları o taş duvarlar sessizce kaydeder. Derler ki bazı konaklar "perilidir"; ama buradaki peri, masalsı bir hayalden ziyade geçmişin sökülüp atılamayan hatıralarıdır.
Gün gelir, bu köşklerde derin bir telaş başlar. Bir şeylerin üstünü örtme, delilleri karartma, dikkatleri başka yönlere çekme çabaları birbirini izler. Araya türlü bahaneler, yeni perdeler, başka gölgeler konulur ki asıl gerçeğin üzerindeki örtü bir kat daha kalınlaşsın. Fısıltılar, endişeli adımlar ve aceleyle atılan yanlış adımlar birbirini kovalar.
Oysa ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, hakikat o duvarların harcına kazınmıştır bir kere. Ne taşlar silinebilir ne de zamanın kalemi yazdığını geri alabilir. İnsan hafızası unutkanlığa sığınsa da, mekânlar ve zaman, gerçeği sadakatle saklar.
Tıpkı uzun yıllar sonra aydınlığa kavuşan nice meçhul hikâye gibi... Geçmişin karanlıkta bırakılmış odaları, en umulmadık anda bir gün ışığıyla dolar. Çünkü hakikat sabırlıdır; acele etmez, gürültü çıkarmaz, sadece doğru vakti bekler. İnsanlar telaşla iz silmeye çalışırken, o sessizce yerinde durur.
Sonuçta, gerçeğin üzerini tozla örtmek mümkündür belki ama onu yok etmek imkânsızdır. Duvarlar konuşmasa da hatırlar; zaman ise en adil hikâye anlatıcısı olarak eninde sonunda defterleri yeniden açar.