​Çölün Ortasında Kurulan Meclis ve Maskeli Avcılar

​Tarih, büyük trajedilerin ve insanlık suçlarının hep aynı reflekslerle başladığını fısıldar bize. Gazze’de insanlık onuruna sıkılan kurşunla, dünyanın herhangi bir ücra köşesinde bir ruhun kuyuya atılması arasında felsefi olarak tek bir fark bile yoktur. İkisi de aynı hastalıklı kökten beslenir: Güçlünün haklı olduğu yanılgısı.

​İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kağıt üstünde kutsandığı, fakat kapalı kapılar ardında en ilkel kabile kanunlarının işletildiği bu tütsülenmiş dünya, insanın karanlık yüzünü gözler önüne serer. Gelin, bu minyatür ekosistemin görünmeyen faunasına, doğanın ezeli yasalarıyla ve felsefi bir süzgeçten geçirerek yakından bakalım:

​Doğanın ta kendisi bazen en acımasız tiyatroyu sahneye koyar. Hikaye, en sinsi zehrini kuytudan enjekte etmeyi marifet sayan o gizli akrep zihniyetinin adımlarıyla başlar. Soktuğu anın acısından çok, arkasından bıraktığı derin şüpheyle beslenen bu karakter, zamanla kendi kazdığı hıncın içinde kaybolur. O akrebi alıp havanda evire çevire, ezip un ufak ederek top haline getiren yine o mekanizmanın kendisidir. Taşın ve demirin o sağır sesleri arasında, o akrep zihniyeti lime lime edilip bir top haline getirilinceye kadar soluksuz bir hırsla öğütülür; ta ki ortada direnecek tek bir zerrecik kalmayana kadar...

​Havanda top haline getirilip ezilen o akrep, daha sonra kusursuzluk ve düzen maskesi takmış bir başak soyunun derinliklerine, en soğuk katmanlarına gizlenerek gömülür. Sistemi koruduğunu zanneden ama aslında vicdansızlığa zemin süpüren o hesapçı akıl, yapılan eziyetin üzerini titizlikle örtmekle meşguldür.

​Fakat vahşet zinciri burada bitmez; kabuğunun arkasına sığınıp her şeyi sessizce izleyen o yengeç zihniyeti, o ezilip top haline getirilmiş o akrebi bir hamleyle yakalar ve kafasını koparıp karanlık bir kovaya fırlatır gibi boşluğa atar. Sessizliğin en gürültülü hali budur. Ve nihayet zincirin en ucundaki, sahiplenme hırsıyla gözü dönmüş bir boğa devreye girer. Tok gözlü gibi görünmesine rağmen doymak bilmeyen o kör iştahıyla, yapılan eziyetin boyutunu bile idrak edemeden harekete geçer. Kime ait olduğunu, sahibine mi ait yoksa başkasına mı olduğunu bilmeden, o top haline getirilmiş akrebi kendi dişleriyle parçalayıp yer. Kendi dişleriyle parçaladığının, aslında aynı toprağın ürünü olan bir can olduğunu bile anlayamayacak kadar kör ve vahşi bir yıkıcılıktır bu.

​Adalet, mahkeme salonlarında arandığı kadar, insanın kendi içindeki ahlaki pusulada da aranmalıdır. Hukuk elbet o kapıyı çalacaktır; çünkü evrenin temel yasası, mazlumun ahının hiçbir muhteris masasında baştan yazılamayacağıdır.

​Unutmayalım; doğa kendi dengesini kurar. Havanda ezilenler, toprağın altından bambaşka bir hakikat fidanı olarak baş verirler.İlahi adalet mi...Hı hı... Cellatlar ise kendi yarattıkları o çamur deryasında, er ya da geç boğulmaya mahkûmdurlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YASAL UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Hakkarihabertv.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Leyla Sapmaz Arşivi