Leyla Sapmaz
Gölge oyuncularının korkak ritmi
Hayat bazen bir tiyatro sahnesine benzer; ancak bazıları başrol oynayacak cesareti bulamadığından, kulis arkasında fısıldaşmayı ve dekorların arasına saklanmayı “strateji” sanır. Bugünlerde etrafımızda sıkça rastladığımız bir tipoloji var: Uşak ruhlu işbirlikçiler ve onların gölge oyunları.
Bir hırsız düşünün; sadece maddi bir değeri değil, huzuru çalmaya yeltenen bir hırsız. Yanına kimi alır? Kendisi gibi cüretkar olanı değil, kendisinden daha korkak olanı. Çünkü gerçek bir kötülük bile bir miktar “omurga” gerektirir.
Küçük dünyaların küçük tuzakları…
Bu hikayenin uşakları, efendilerinin gözüne girmek için kapı eşiklerine pusu kurar, yollara barikat diker, alanı daraltmaya çalışır. Sanırlar ki; fiziksel alanı daraltınca, karşısındakinin zihnini ve iradesini de daraltabilirler. Ne büyük bir yanılgı!
Maske düşünce kalan tek şeyleri zavallılıktır. Bu “stratejik” görünen hamlelerin tek bir ortak noktası vardır: Korku. Birlikte hareket ederler çünkü tek başlarına bir hiçtirler.
Dolaylı yollardan saldırırlar, çünkü doğrudan yüzleşecek kelimeleri yoktur.
Küçük oyunlara başvururlar, çünkü büyük resme bakacak vizyondan yoksundurlar.
Bir katilin suç mahalline geri dönmesi gibi, bu uşaklar da kurdukları o küçük tuzakların etrafına dolanıp “Acaba fark edildi mi?” diye beklerler. Oysa fark edilen şey onların gücü değil, içlerindeki iflah olmaz zavallılıktır. Oyun ortaya çıktığında, efendileri onları ilk feda edecek olanlardır. Çünkü hiçbir “hırsız”, yakalanacağını anladığı an uşağının sadakatine bakmaz; onu o karanlık kuyuda ilk bırakan yine kendi suç ortağı olacaktır.
Kendi sığ sularında fırtına kopardığını sananlara şunu hatırlatmak gerek: Güneş doğduğunda gölgeler silinir, sadece hakikat baki kalır. Yasaların soğuk ve net yüzü ile kalemin keskin ucu birleştiğinde, o “park kurnazlıkları” tarihin tozlu raflarında birer utanç vesikası olarak kalacaktır.
Korkaklar pusu kurar, aslanlar ise sadece geçer gider. Yol açık, hakikat ise her zaman daha güçlüdür.