Leyla Sapmaz
Küllerinden doğacak bir dünya: Barışın mimarı olmak
Savaş, yalnızca bugünü değil; yarını, umudu ve toprağın bereketini de katleden devasa bir yıkım makinesidir. Bombaların sustuğu, namluların soğuduğu o ilk an, sadece bir sessizlik değil, doğanın ve insanlığın yeniden nefes almaya başladığı andır. Ancak dünyanın gerçekten kendine gelmesi, yaraların kalıcı olarak sarılması sadece silahların susmasıyla değil; adaletin, vicdanın ve sarsılmaz bir barış iradesinin inşa edilmesiyle mümkündür.
Bugün dünyada tanık olduğumuz çatışmalarda en ağır bedeli, en masum olanlar ödüyor. Sivilleri, kadınları ve özellikle de çocukları perişan eden, onların gökyüzünü karartan her türlü eylem, insanlığın ortak utancıdır. Tam da bu noktada, uluslararası toplumun süslü kınama mesajlarını bir kenara bırakıp, barışı tesis edecek somut, gerçekçi ve caydırıcı adımlar atması tarihi bir zorunluluktur.
Sorumluluk ve Çifte Standartsız Yaptırımlar
Küresel barışın önündeki en büyük engel, uluslararası hukukun ve insan hakları normlarının "güçlülere" farklı, "zayıflara" farklı uygulanmasıdır. Küresel siyasette belirleyici rol oynayan ABD ve Orta Doğu'daki politikalarıyla sürekli gündemde olan İsrail gibi aktörlerin eylemleri söz konusu olduğunda, uluslararası mekanizmaların felç olmaması gerekir. Hangi devlet olursa olsun, sivil kayıplara ve insani krizlere yol açan politikalar karşısında evrensel bir hukuk işletilmeli; ekonomik, diplomatik ve teknolojik yaptırımlar tavizsiz bir şekilde devreye sokulmalıdır.
Barıştan yana olan ülkelerin, tekil ve cılız tepkiler vermek yerine, çelikten bir "Barış Bloğu" oluşturması şarttır. Bu blok, Birleşmiş Milletler gibi tarafsız olması gereken kurumları zan altında bırakmadan veya işlevsizleştirmeden, aksine bu kurumları fabrika ayarlarına döndürerek ortak bir karar mekanizması kurmalıdır. Çatışmayı ve savaşı finanse edenlere, sivilleri hedef alanlara karşı alınacak ortak bir ekonomik ambargo ve diplomatik izolasyon kararı, savaş çığırtkanlığı yapanlara verilecek en büyük derstir.
Tarihin Aynasından Bir Ders: Maurya İmparatoru Asoka
Tarih bize, gerçek gücün yakıp yıkmakta değil, şiddeti durdurup adaleti sağlamakta yattığını defalarca göstermiştir. Savaş yanlılarına tarihin nasıl bir ders verdiğini görmek için Milattan Önce 3. yüzyıla, Hindistan'ı birleştiren Maurya İmparatoru Asoka'ya bakmak yeterlidir.
Asoka, başlangıçta acımasızlığıyla ve fetihleriyle tanınan bir liderdi. Ancak Kalinga Savaşı'nda kazandığı "büyük zaferin" ardından savaş meydanına indiğinde; ölen yüz binlerce sivili, parçalanmış aileleri, yetim kalan çocukları ve kanla sulanmış, mahvolmuş doğayı gördü. O an, askeri bir zaferin aslında insanlık için ne büyük bir mağlubiyet olduğunu idrak etti.
Asoka, gücünün zirvesindeyken kılıcını kınına koydu, savaşı ve şiddeti tamamen reddetti. İmparatorluğun kaynaklarını ordulara değil; hastanelere, doğanın canlanması için ağaçlandırma projelerine, yollara ve yetimlerin eğitimine harcadı.
Kayalara yazdırdığı fermanlarla tüm komşu devletlere ve gelecek nesillere şu dersi verdi: "Gerçek zafer silahla değil, adaletle, vicdanla ve kalpleri fethederek kazanılır." Asoka'nın bu radikal dönüşümü, kaba kuvvetle dünyaya meydan okuyanlara karşı, barışın ve ahlaki üstünlüğün eşsiz gücüyle tarihe vurulmuş bir damgadır.
Barış İçin Eylem Planı ve Projeler
Bugün Asoka'nın mirasını devralacak projelere ihtiyacımız var. Barış, sadece savaşın olmaması durumu değil, aktif bir inşa sürecidir:
- Küresel Sivil Koruma Fonu ve Yeniden İnşa: Savaşta tahrip olan bölgelerde doğanın ve şehirlerin yeniden canlandırılması için, silah ticaretinden alınacak küresel bir vergi ile finanse edilen ortak bir fon kurulmalıdır.
- Uluslararası Hukukta Kesin Çizgiler: Bir ülkede çocuk ölümleri başladığında, herhangi bir veto hakkı gözetilmeksizin, o çatışmaya taraf olan tüm ülkelere otomatik ve ağır ekonomik/ticari yaptırımlar uygulayan yeni bir uluslararası sözleşme hayata geçirilmelidir.
- Çocuklar İçin Sınır Ötesi Eğitim Köprüleri: Savaş mağduru çocukların travmalarını atlatmaları ve radikalleşmeden uzak, evrensel değerlerle büyümeleri için, barışçıl ülkelerin ortak finanse edeceği küresel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri kurulmalıdır.
Sonuç olarak; dünyanın kendini onarması, toprağın tekrar yeşermesi ve çocukların gökyüzüne korkmadan bakabilmesi için, barış isteyenlerin sesi en az savaştan beslenenler kadar gür çıkmalıdır. Adaletin terazisi, güçlü olanın değil, masum olanın yanında tarttığında; tarih, savaşı seçenleri değil, barışı inşa edenleri saygıyla anacaktır.